“Bir Çocukluk Mevsimi: Bayram”
“Bir Çocukluk Mevsimi: Bayram”
Geçen hafta seyahat durumundan dolayı Zürih yazımın devamını yazamamıştım. Bu hafta yazdım fakat biliyorsunuz ki yarın Kurban Bayramı. İçim buruk ve açıkçası başka bir ülkeden bahsetmeyi bir sonraki haftaya bırakmak istedim.
Aslında hepimizin ortak burukluğu değil mi şu eski bayramların havası…
Kapısı çalınan evler,
Uzayan sofralar,
Mahalleye yayılan çocuk sesleri…
Peki çocuklar, sorarım size… Özellikle 90’lar sonrası doğanlar; bilir misiniz o buram buram kokan nostalji havasını?

O Klişe Cümle Her Bayram Tekrarlanır Oldu
Ama…
“Bizim çocukluğumuzdaki bayramlar…” diye başladığımız cümle, her yıl hakkını fazlasıyla vermiyor mu sizce?
Ben, telefon ekranına düşen toplu mesajlar yerine kapıların aralanmasını çok isterim. Mesela büyüklerin ellerini öpmeye gitmek bizim için müthiş bir heyecanın ötesinde, bir saygı göstergesiydi. Tabii harçlıkları cebe indirmek de heyecanın en güzel hâliydi.
Mahallelerde artık o telaşı göremiyorum. Sofralar daha uzundu sanki. Küslükler bayrama kalmaz, en inatçı kırgınlıklar bile bir tabak baklava eşliğinde yumuşardı.
Anneannemi rahmetle anıyorum… Kaç tabak baklavası kaç küslüğe son verdi, bir bilseniz.
Şimdi düşünüyorum da; aslında değişen sadece zaman mı? Yoksa biraz da biz miyiz?
İmkân Azdı Ama Heyecan Daha Büyüktü
Bayram yaklaşırken tarif etmesi zor bir duygu dolaşıp durur zihnimde. Ne tam sevinç ne de tam hüzün… Daha çok bir özlem gibi aslında.
Geçmişe dönüp baktığım zaman, artık aynı masada eksiksiz oturamayan kalabalıklara duyulan bir özlem değil midir bu?
İmkân daha az ama heyecan daha büyük değil miydi? Kaç kişi yeni alınan ayakkabısıyla bayram sabahına uyandı? Ya da kaç kişiyi heyecandan gece uyku tutmadı?
Mesela daha güneş doğmadan mutfaktan gelen mis gibi yemek kokularını unutmak mümkün mü? Annelerimizin o telaşına tanıklık ettiğimiz, babalarımızın erkenden kalkıp hazırlanışını büyük bir hevesle izlediğimiz için ne kadar şanslıyız.
Büyüklerimizin evinde pişen sarmalar, kaynayan çaylar, mutfağı saran kavurma ve baklava kokuları… O telaşın içinde bile tuhaf bir huzur vardı.
Ah, şimdiki çocuklar…
Belki bu yazdığımı tuhaf bulacaksınız fakat biz mahalle mahalle gezer, şeker toplardık. Kapısını tanımadığımız insanların bile zilini çalardık. Kimse yabancı değildi çünkü. Mahalle biraz aile demekti o zamanlar.

Aramızda kalsın; bir mendilin içine sıkıştırılmış bir iki kâğıt parayı görünce dünyanın sahibi gibi hissederdik kendimizi.
İyi Bayramlar
Yarın Kurban Bayramı…
Eski bayramları birebir geri getiremeyiz elbet ama bir telefonu biraz daha uzun tutabiliriz. Bir sofrada biraz daha fazla oturabilir, bir büyüğün kapısını ansızın çalabiliriz.
Geçmişi geri getirmek elbet mümkün değil ama onun sıcaklığını yaşatmak hâlâ bizim elimizde.
Herkese iyi bayramlar diliyorum.
Bayram sofrasından eksilenleri rahmetle anıyorum.