Son sözü halk söyleyecek
Türkiye siyasal, ekonomik ve toplumsal bakımdan tarihinin en zorlu dönemini yaşıyor. Özellikle ekonominin vahim durumu karşısında, AKP’nin anketlerde neden halen yüzde 30’un altına düşmediği sorusu akılları kurcalayabilir.
Aslında bunun cevabı son derece basittir. AKP, yarattığı zenginlerin ve mevcut düzenden farklı biçimlerde yararlananların yanı sıra, uzun yıllardan bu yana çeşitli yardımlarla beslediği, çalışmayan yani üretmeyen yoksul yığınların desteğiyle belli bir oy oranında tutunmaya devam etmektedir.
Düşündürücü olan ise, çalışan kesimlerin ekonomik gücünün, yardımlarla ayakta kalmaya çalışan bu yığınlara her geçen gün daha da yaklaşıyor olmasıdır.
Makas daraldıkça Türkiye, çalışanlarla çalışmayanların, bir diğer ifadeyle üretenlerle üretmeyenlerin pek de farkının kalmadığı bir ülke durumuna gelecektir. Bu durum aynı zamanda, AKP’nin artık tamamen üretmeyenlerin partisi konumuna savrulduğunun da göstergesidir. Oysa yaklaşık çeyrek yüzyıldır görevde bulunan iktidardan beklenen, herkesin üretime katıldığı ve emeğinin karşılığını alabildiği bir Türkiye’dir. Fakat bu başarılamamış, Türkiye çalışsın veya çalışmasın, herkesin topyekun yoksullaştığı bir ülke olmuştur
Çalışanların ezici çoğunluğu bugün yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Bu kesimlerin gelecek adına planları ve umutları gün geçtikçe azalmaktadır. En düşük emekli maaşı cumhuriyet tarihinde ilk defa açlık sınırının altında kalmıştır. Enflasyon, yılbaşında tahmin edilenin oldukça üzerinde seyretmektedir. Buna bağlı olarak Merkez Bankası yılsonu tahminini düzeltmek zorunda kalmıştır. Yani ekonomi adına bütün göstergeler olumsuzdur.
Artık net bir şekilde anlaşılmaktadır ki, bu iktidar görev başında olduğu sürece toplumun ekonomik açıdan refaha kavuşması mümkün değildir. Tam tersine sorunlar gittikçe büyümekte, yıllardır süren bunalım derinleşmektedir.
Bu durumda iktidarda kalamayacağı belli olan Tayyip Erdoğan’ın, seçim kazanmak için farklı yollar denemek istediği biliniyor. Bunlardan birincisi, son halkası mutlak butlan kararında görülen, muhalefeti sistematik bir biçimde yok etme arzusudur. Böylelikle tayin edilmiş yeni muhalefetle birlikte iktidar koltuğu için tek aday ve adres yine Erdoğan’ın kendisi olacak, demokrasinin ortadan kalkması pahasına Saray düzeni sürdürülebilecektir.
İkinci yol ise daha önce defalarca görüldüğü gibi, seçim öncesi toplumun farklı kesimleri için yapılacak ekonomik iyileştirmelerdir. Ekonomideki bunalımı çözmeyecek hatta uzun vadede derinleştirecek olan bu tür girişimlere halkın nasıl cevap vereceği, önümüzdeki seçimin sonucunu belirleyecek ana etken olacaktır.
Son yerel seçimlerde ortaya çıkan tablo göz önüne alındığında, toplumun enflasyon karşısında kısa sürede eriyen bu tür geçici iyileştirmelere karşı artık oyuna gelmediği görülebilir. İktidarın baskıyı arttırma ve en nihayetinde demokrasiyi ortadan kaldırma planının ise yine toplumun kararlılığı ile beklenenden çok daha kolay biçimde çözümleneceği kesindir. Çünkü tarihin de bize gösterdiği gibi, bilinçli, kararlı ve duyarlı bir toplumun beklentilerinin göz ardı edilmesi asla mümkün olmaz.