İstanbul
Parçalı bulutlu
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,3605 %0.23
50,9360 %0.01
6.876,99 % 0,57
89.298,31 %-0.38
Ara

Kendi rekorunu kıran rakibini satın almak: Netflix’in Oscar stratejisi ve 83 milyar dolarlık güç gösterisi

YAYINLAMA:
Kendi rekorunu kıran rakibini satın almak: Netflix’in Oscar stratejisi ve 83 milyar dolarlık güç gösterisi

Netflix, bu yılki Oscar yarışında Guillermo del Toro’nun "Frankenstein"ı ve Sundance favorisi "Train Dreams" ile toplam 18 adaylık kazanarak gücünü kanıtladı.

Netflix’in ortaya koyduğu performans, arka planda işleyen 83 milyar dolarlık Warner Bros. satın alma süreciyle birlikte okunduğunda, eğlence endüstrisinin tektonik plakalarının nasıl yer değiştirdiğini gösteren, çok katmanlı ve tarihsel bir vaka analizine dönüşüyor.

Sadece rakamlar üzerinden bakıldığında bile, Netflix’in 18 adaylıkla Neon ile ikinciliği paylaşması, platformun artık sadece bir "dijital yayıncı" kimliğinden sıyrılıp, sinema sanatının en sofistike ve geleneksel kalelerine hükmeden bir "kültür küratörü" olgunluğuna eriştiğini kanıtlıyor.

Özellikle Akademi’nin tarihsel olarak mesafeli durduğu korku türünde Guillermo del Toro’nun Frankenstein’ı ile ya da gişe kaygısı taşımayan, yas ve yalnızlık temalı düşük bütçeli Train Dreams ile "En İyi Film" yarışına girmeleri, şirketin meşhur algoritmik veri setlerinin ötesine geçerek "auteur" sinemasına ve ticari riske alan açtığını, yani klasik bir Hollywood stüdyosu refleksiyle hareket etmeye başladığını gösteriyor.

Bu tablonun; en paradoksal ve stratejik derinlik barındıran boyutu ise şüphesiz Warner Bros. ile olan hem rakip hem de potansiyel sahiplik ilişkisinde yatıyor.

Oscar sabahının tartışmasız galibi, kendi rekorunu egale ederek 30 adaylık çıkaran ve Sinners gibi yapımlarla dominasyon kuran Warner Bros. oldu. Yüzeysel bir bakış açısıyla bu durum, Netflix için dişli bir rakip karşısında alınmış bir mağlubiyet gibi görünebilir. Ancak Netflix’in bu rakibi 83 milyar dolara satın alma sürecinde olması, bu "yenilgiyi" devasa bir gövde gösterisine ve stratejik doğrulamaya dönüştürüyor.

Netflix, Warner Bros.'u bünyesine katarak aslında neyi satın aldığını tüm dünyaya ispatlamış oluyor: Sadece devasa bir film kütüphanesini veya fikri mülkiyet haklarını değil, aynı zamanda Akademi’nin genetik kodlarını çözmüş, ödül mekanizmasını nasıl işleteceğini bilen köklü bir "prestij üretim makinesini" devralıyorlar.

Dolayısıyla Warner Bros.'un başarısı, Netflix’in masaya koyduğu 83 milyar doların sağlamasını yapan en güçlü argüman haline geliyor.

Netflix İçerik Şefi Bela Bajaria’nın bugün bir dergiye verdiği demeçte konuyu yorumlarken kullandığı "dostane rekabet" ifadesi ve Warner Bros. yöneticilerine, yani müstakbel çalışanlarına yağdırdığı övgüler, kurumsal bir nezaketten çok daha fazlasını, gelecekteki tekelleşmenin "simbiyotik" yapısını işaret ediyor.

Eğer bu satın alma regülatörlerden geçerse, Netflix ve Warner Bros. toplamda pazarın sanatsal üretiminin neredeyse yarısını domine eden bir süper güç oluşturacak.

Bajaria’nın vizyonu, tek tipleşen bir yapıdan ziyade, aynı çatı altında farklı kaslarını çalıştıran iki devin sinerjisine dayanıyor.

Bir yanda Kpop Demon Hunters ile küresel, genç ve dijital trendleri yakalayan, Frankenstein ile risk alan "modern" Netflix; diğer yanda Sinners gibi epik ve geleneksel sinema dilini konuşturan "klasik" Warner Bros.

Bu yapı, Netflix’in sekiz yıldır kovaladığı ama bir türlü ulaşamadığı o nihai hedef olan "En İyi Film" heykelciğine giden yolu, olasılık hesaplarında matematiksel olarak iki katına çıkarıyor.

 

Netflix’in Oscar stratejisi, Silikon Vadisi’nin "yıkıcı inovasyon" anlayışından Hollywood’un "kurumsal konsolidasyon" anlayışına evrilmiş durumda.

Şirket, rakibini sahada yenmek yerine, rakibinin yüzyıllık ustalığını ve prestijini kendi ekosistemine entegre etme yolunu seçiyor.

Bu süreç, sinema sanatının ve ödül sezonlarının geleceğinin artık tamamen dijital devlerin iç rekabetine sahne olacağının en somut göstergesi.

Bela Bajaria’nın çizdiği bu 'kazan-kazan' tablosu, hissedarlar için bir müjde olabilir. Ancak rekabetin şirketler arasından çıkıp departman toplantılarına hapsolması, sinemanın ihtiyaç duyduğu çok sesliliği boğma riski taşıyor. Kazananın her halükarda 'kasa' yani Netflix olduğu bu yeni düzende, bilanço tabloları yeşile çalarken; tekelleşen beyazperde ise hiç olmadığı kadar kara…

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *