Pembe menevişler silindi
“Bu sabah inanamayacağım bir manzara ile karşılaştım. Boğazda oturduğumuz yalının balkonuna kahve içmek için çıktığımda, bütün balkonun kocaman balıklarla dolu olduğunu gördüm. Balıklar henüz canlıydılar ve çırpınıp duruyorlardı.
Mona Rosa ya da “Geyve’nin Gülleri"
Yurt odasından çıkıp, merdivenlere doğru yürüdü. Beşinci katın yüksekliğinden dışarıdaki bozkırı seyretti. Güneş, karşıdaki Mamak tepelerini, Seyranbağları’nı ve Hacettepe’yi sarı ışıklarla boyuyordu. Samanpazarı’ndan Hergele Meydanı’na doğru, mavi ve “yumuşacık yamuk” dolmuşlar iniyordu.
“Değemedim bir güle, şu talihsiz başıma bak…!
Gece oldu. Harşena Dağı’ndan esmeye başlayan bir rüzgar, Yeşilırmak’ın iki kıyısındaki salkım söğütleri, gümüşi bir toza bulanmış servileri, ıhlamurları hafifçe ürpertti. Lacivert gökyüzünde sarı bir ay yükseldi.
Biraz değişik bir Cumhurbaşkanı
Siyah limuzin tepeye ulaştı ve büyük bahçeye girdi. Sarayı andıran binanın kırmızı halı serilmiş beyaz mermer basamaklı giriş kapısının önünde durdu. Heybetli bir asker arabanın kapısını açtı ve dimdik durup, gösterişli bir selam verdi.
Mutluluk var mı?
Daha doğrusu soruyu şöyle sormak gerekiyor. Şu dünyada bunca acı, yoksulluk, dost kazığı, aşk ihaneti, bebek ölümü, hastalık, kalleşlik, mandepsi, dubara, üç kağıt, katakulli, karmanyola, yer depremi, yürek enfarktüsü, sel baskını, hartzurt, ketenpere, gıllıgış, envai çeşit zulüm ve hiç...