Romancının bir roman gibi yaşamı
Evdeki yardımcı kadın, kalın kadife perdeleri kapattı. Oda bir süre ürkütücü bir alacakaranlıkta kaldı. Güçlükle yürüyebilen kadın, masanın üzerindeki gece lambasını yaktı.
İzmir yanarken…
Bir uzo daha doldurup, bir dikişte içti. Yeniden koltuğa yaslanıp gözlerini kapattı ve yine o korkunç alevleri görmeye başladı. Şehir yanıyordu. Tüm şehir alevler içindeydi ve o hepsini görüyordu. Ahşap evleri yalayıp yutan alevden dilleri görüyordu. Alevlerin dans ettiğini görüyordu.
Bozkırda bir çekirdek vardı…
“Okulumuzda müzik salonlarımız vardı, içlerinde biri kuyruklu iki adet piyanomuz, kemanlarımız, viyola, kontrabas, akordeonlar olan. Bizim dönemlerde okulumuz Gazi Eğitim Enstitüsü’nün staj okuluydu. Oradan gelen öğretmenlerden müzik dersleri alırdık.
Ey ruh geldiysen üç defa vur
Duvardaki çifte pandüllü, ağır zincirli, konsolu abanoz ağacından yapılmış İsviçre saati, boğuk sesli gonglarla vaktin gece yarısına geldiğini duyurdu. Birisi elektrik düğmelerine dokundu. Tavandaki kristal avizelerden yayılan ışık söndü.
”İsyan Yılları” ve aşk…
Endişe, Şehzade Ahmed’in yüreğini boğuyordu. Kahvehanede fazla kalamamış, hizmetkarı Mehmet ile birlikte dışarıya çıkıp at sürerek saray kapısına gelmişlerdi. Tam o sırada Mehmet, harem arabalarının göründüğünü haber verdi. Arabalar hızla harem kapısından içeriye girdiler. Şehzade peşlerinden gitti.