Lolita
Eski ve saçma sapan eşyalarla tıklım tıklım doldurulmuş kasvetli odadan çıkıp, ev sahibesinin “benim gizli cennetim” diye söz ettiği küçük bahçeye girdiler. Adam, bahçedeki salkım söğütlere, özenle biçilmiş çimlere, çiçeklere baktı. Rahatladı. Sonra onu gördü.
“Çocuk Kalbi”
Göğsü iyice sıkışınca durdu. Biraz soluklandı. Ne kadar zamandır yürümekte olduğunu bilmiyordu. Nerelerden geçtiğini de bilmiyordu, tıpkı nereye gittiğini bilmediği gibi. Hatırladığı kadarıyla son olarak Campo Marzio’dan geçmiş ve köşedeki tütüncüden biraz Cagliari tütünü almak için durmuştu.
Aşktır varımız yoğumuz
İkimiz için de kötü anıları olan o sokağa ıssız bir Rum akşamı çöktüğünde, uzak Cihangir’den iki kırlangıç uçardı. Parlayıp sönen iki çelik çizgisi Beyoğlu’na doğru tramvaylarla uzanırdı.
Korkma, sönmez bu şafaklarda…
Korkuyordu. Hiç durmadan ‘korkma olmaz bu sefer’ diye kendini yüreklendiriyordu ama, yine başaramamaktan da korkuyordu. Arabistan çöllerinde isyancı Arap kabilelerine ve onları hiç durmadan kışkırtan, örgütleyen, silahlandıran sarışın İngiliz’e karşı uğradığı başarısızlığın acısını bir türlü...
Keşanlı Ali Destanı
Avrupa’dan dönen büyükbabasının getirdiği hediyeleri açarken, doğrusu pek heyecanlı değildi. Daha beş yaşında bir çocukken babası ölünce, onu enikonu şımartarak büyüten büyükbabasının Avrupa’dan her gelişinde aynı hediyeleri getirmesine alışmıştı artık. Paketlerin en büyüğünü açmaya koyuldu.