“Tuhaf bir kadın”
“Türk edebiyatının ayrıksı sesi” Leyla Erbil, 1931’de İstanbul’da doğdu. Orta halli bir ailenin üç kızından ortancasıydı. İlk, orta ve liseden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nin İngiliz Edebiyatı bölümünde okudu.
Ay büyürken uyuyamam
Sıcaktı. Güneş çoktan devrilmiş ve akşamın eli kulağındaydı ama ortalık hala cayır cayır yanmaya devam ediyordu. Kasketini çıkarıp, gözlerinin içine kadar dolan, boynunu, ensesini yakıcı bir tuz tabakasıyla kaplayan ağdalı teri silmeye uğraştı. Önünde uzanıp giden ovaya baktı.
“Dönen Dönsün Ben Dönmezem Yolumdan”
Soluk sarı renkteki kalın taş duvarları, dört köşesinde göğe doğru yükselen sivri kuleleri, uzanıp giden ışıksız pencereleri ile gün ışığında bile ürkütücü olan kışla, gecenin ilerlemiş saatlerinde daha da korkutucu bir hal aldı.
Bahar pembe beyaz olur...
Eski, çok eski bir tarihte günlerden bir gün Dumuzi öldü. Sümer halkı yasa boğuldu. Dumuzi, Bitkiler Tanrısı Dumuzi ölemezdi. O her zaman gözlerinin önünde olan, şafağın ilk pembe ışıkları yamaçlara vururken sürüsünü alıp kırlara çıkan çoban tanrı Dumuzi nasıl ölebilirdi?
“Hamdım, piştim, yandım…”
Taksiden indi. Tam karşısındaki görkemli binaya baktı. Kurşuni gökyüzü altında eflatun rengi daha da belirginleşmiş olan saraya benzer yapı, göğe doğru tırmanan katları ve yüzlerce kemerli penceresiyle, ürkütücü bir güzellik halinde oradaydı işte. Öteki binalara da baktı.