İlahi morluk
Erkin Koray da gitti işte. Ankara’daki bir konserinde “İlahi Morluk” diye bir şarkı söylemişti. “İlahi Morluk / Nedir Bu Zorluk? Çoktandır Sorduk / Nedir Bu Zorluk? Güzel bir renk olan mor da gitti işte. Hayatımızdan bir renk daha kayboldu. Sonunda beklediğim gün geldi çattı adamım.
“Ay ışığında oturduk, bileğinden öptüm seni”…
Uyuyamamıştım. Gözüme aşk kaçmıştı benim. Beni öpecek, sonra da doğuracak hiçbir kadın yoktu yanımda. Kökü dışarıda olan hain bir aşkın acısını çekiyordum ve uyuyamamıştım. Sabah rüzgarında bu koca mahalleye, kara duvarlara ve yağ kokularına doğru yürümüştüm.
Ölmeye bırakılan atlar, yalnızlığa bırakılan adamlar
Güçlü bir at kişnemesi, bozkırda çığlık çığlığa yükseldi. Bir zamanlar göz alıcı bir doru rengi olan at, başını kaldırıp, kulaklarını dikti. Çukur yerlerinde incecik bir buzun biriktiği akik sarısı gözlerini alabildiğine açıp, bembeyaz ovaya baktı. Yoktu.
İstanbul’un orta yeri sinema…
İnce, uzun ve beyaz ışıltılı bir güzel olan Kız Kulesi, belki de üç yüz yıldır aşık olduğu ama bunu kimselere söyleyemediği Galata Kulesi'ne bakıyor. İstanbul'a hüzünlü bir akşam iniyor. Çok aşağılarda, yorgun ve varacakları limanlar belirsiz şilepler, öylece Karaköy’e sığınmış duruyor.
“Bakışsız Bir Kedi Kara”…
Aynada boyunbağını sıkılarken, göz ucuyla pencereden dışarıya baktı. Devlet kayıtlarında adı “lojman” olarak geçen bu tek katlı, iki odalı minicik evin bakımsız bahçesine ilişti gözü.