Güz geldi, yalnızlığa alışmalı
Günler kısaldı. Akşam erken iniyor. Yahya Kemal'i daha sık hatırlar olduk. “Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa” demlerindeyiz. “Yağmur giymeye” başladık artık. Renklerin parlaklığı kayboldu.
6-7 Eylül olayları ve James Bond
Güçlü bir lodos eşliğinde öğleden beri yağmakta olan yağmur, gece saat dokuza doğru kesildi. Az önce yaktığı Cainsborouch sigarasını yere atıp, Church’s marka mokaseninin ucuyla ezdi.
Vourla “Öteki Kıyı”
Görüyordu. Gözlerini sımsıkı yummasına rağmen, yangını görüyordu. Koltukta doğruldu. Bir uzo daha doldurup, bir dikişte içti. Yeniden koltuğa yaslanıp gözlerini kapattı ve yine o korkunç alevleri görmeye başladı. İzmir yanıyordu. Tüm şehir alevler içindeydi ve o hepsini görüyordu.
“Güzellerin Sevdasını Alırız”
Gece oldu. Harşena Dağı’ndan esmeye başlayan bir rüzgar, Yeşilırmak’ın iki kıyısındaki salkım söğütleri, gümüşi bir toza bulanmış servileri, ıhlamurları hafifçe ürpertti. Lacivert gökyüzünde sarı bir ay yükseldi.
Garp cephesinde yeni bir şey yok
“Sessizlik lütfen”. Aslında görevlinin bu uyarıyı yapmasına hiç gerek yoktu. Gece mavisi duvar kağıtlarıyla kaplı salonu dolduran insanlar, ‘O’nun saatinin geldiğini bildikleri için, bir anda derin bir sessizliğe bürünmüşlerdi zaten. Lambalar söndürüldü.