Saçma bir hayatın, saçma tiyatrosu
Bay ve Bayan Smith, aslında ne için geldiklerini bilemedikleri ama gecenin bu saatinde kalkıp geldiklerine göre ‘konuk’ olarak saymaları gerektiğini düşündükleri Bay ve Bayan Martin ile yemeğe oturdular.
Kadınlık halleri
Durakta iniyorum. Yürüyen merdiven kalabalık. Ellerinde Tati mağazasının pembe torbaları bulunan esmer erkekler. Başları renk renk eşarplarla örtülü kadınlar. Son heceleri sakız gibi uzatılan Arapça cümleler.
Godot geldi mi?
Estragon’un potinleri dün akşam bıraktığı yerde duruyordu. Ökçeleri bitişik, uçları ayrık. Lucky’nin şapkası da dün koyduğu yerdeydi. Derken Vladimir geldi. Durup uzun uzun ağaca baktı. Ağaç bir gecede tepeden tırnağa yapraklanmıştı.
Yorgun gözlü kadınlar
Kendimi bildim bileli hep bana ait bir köşem olsun istedim ama hiç olmadı. Şöyle gerektiğinde sığınabileceğim bir köşecik. Bir odanın kıyısında küçücük bir minder, balkonda bir masa sandalye, salonda yemek masasının altına bile razıydım. Bir kitap, radyo, lamba falan. Çocukluğumda olmadı.
Denizlerin şeffaf ve zarif balerinleri
Soluk maviydi. Üzerinde zaman zaman beyaz ışıklar dolaşıyordu. Sessiz ve şeffaftı. Derinlere doğru iyice karanlıklaşan, yukarılarda ise koyu bir mavilikte olan sularda, donuk renkli, saydam ve alabildiğine sessiz bir hayalet gibi, kayıp gidiyordu. Sanki bir bale resitali veriyordu.