İstanbul
Açık
11°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,7513 %0.02
52,8173 %-0.01
6.941,74 % -0,29
74.251,88 %-0.142

Üniversite Kütüphanesi mi yoksa tarihin kendisi mi?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Üniversite Kütüphanesi mi yoksa tarihin kendisi mi?

(Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesi)

Türkiye`nin gururu müzisyen Fazıl SAY`ın dedesi, birkaç yıl önce kaybettiğimiz değerli ağabeyim, dostum ve yoldaiım Ahmet SAY`ın babası Fazıl SAY`ın; Türkiye`de ilaç sanayiinin öncülerinden ve İstanbul Kültür ve Sanat Festivali`nin kurucularından Nejat ECZACIBAŞI`nın ve yazar Haldun TANER`in ders çalıştığı tarihi bir kütüphaneden bahsedeceğim size bu gün.

***

Son 30 yılda en az 20 defa ``en iyi üniversite kütüphanesi`` seçilen Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesi`nin kuruluşu 14ncü yüzyıla kadar gidiyor.

***

Konuya giriş yapmadan önce, kütüphanelere olan ilgim ve sevgim nasıl başladı anlatayım.

Zile``de, Roma İmparatoru Julius SEZAR`ın ``Veni-Vidi-Vici`` (Geldim-Gördüm-Yendim) dediği şehirde, ilkokula gidiyorum. İlkokul 3ncü sınıfta Zile ve köylerindeki bütün ilkokullarda dağıtılan ``Okul Sesi`` adındaki öğrenci gazetesine bir başyazı yazmışım: Zile. Gazetenin iç sayfasına da ``Kuduz`` üzerine yazdığım bir yazı da yayımlanmış. Moralim binbeşyüz, forsum daha da fazla... Dördüncü sınıfta, Zile Kültür Derneği`nin yayımladığı aylık ``ÇAĞILTI`` dergisinin bizim okuldaki sorumluluğunu üstlenmişim. Üzerimde çok emeği olan ilkokul  öğretmenim Kemal TARHAN bu derneğin kurucularından ve bu dergiyi yayımlayanlardan. Bizim sınıfa gelen 3 dergiyi bana veriyor ve satışını rica ediyor. Dergilerin birisini ben satın alıyorum, diğerlerini sınıf arkadaşlarıma satıp öğretmenime teslim ediyorum. Peşinden gelen ayda 10 dergi istedik ve okulun bütün sınıflarında satmaya başladım. Birkaç ay içersinde sattığım dergi sayısı 20`yi geçti. Bu durum dernek yöneticilerinin dikkatini çekmiş olacak ki, beni derneğe davet ettiler, teşekkür edip bir kitap vererek beni ödüllendirdiler... Hızımı alamadım, 5. Sınıfta 14 günlük birbuçuk metreye 2 metre ebatında bir duvar gazetesi çıkarttık sınıf arkadaşlarımla... Mutluluktan uçuyordum...

Dördüncü sınıftan beşinci sınıfa geçtiğim sene, karneyi aldığım gün, okuma yazma bilmeyen babam beni KÜLTÜR`e (Zile`deki tek kitapçının adı KÜLTÜR idi.) götürdü ve 2 kitap satın aldı. Daha doğrusu, KÜLTÜR`ün sahibi, Zile`nin sayılı lise mezunlarından ve aydınlarından Mustafa GÜRİPEK, Christian ANDERSEN`den 2 kitap tavsiye etti: Küçük Kibritçi Kız ve Kar Kraliçesi. Mest olmuştum. Okumanın tadını, kitapların kokusunu almıştım artık... Beşinci sınıfta bizim sınıfın Kitaplık Kolu ve okulun kütüphanesi yetmiyordu artık bana... Kitapları yuturcasına okuyordum seller sular gibi... Zile Şehir Kütüphanesi`ne gitmeye başladım. Hele de ortaokulda çok kitap okudum bu kütüphanede. Kütüphane müdürü mütedeyyin, aydın ve yardımsever birisiydi. Ortaokulda Burhanettin US adındaki Türkçe öğretmenimiz benim VARLIK dergisiyle ve Varlık Yayınları ile tanışmama vesile oldu. Okuyordum da okuyordum... Öğleden sonra KÜLTÜR`e gidiyor ve Mustafa Ağabey`e yardımcı oluyordum. Hem gazeteleri ve dergileri bedava okuyordum ve hem de cep harçlığı kazanıyordum. Mustafa Ağabey, okumak üzere roman ve hikaye kitaplarını eve götürüp okuyarak geri getirmemize de müsade ediyordu. Kirletmeden, kırıştırmadan okuyup geri getiriyorduk. O dönemde ne kitaplar okudum ne kitaplar... 

***

Bu kitap okuma alışkanlığım 53 yıldır yaşadığım Heidelberg`de de sürdü. Halen de devam ediyor. Evde veya kütüphanede kitap okumak tam bir terapi, tam bir mutluluk benim için... Yeni kitapların kokusuna meftunum. Bir kitapçıda, kitapları karıştırarak saatlerce kalabilirim. İyi ki kitapçılarda köşeye çekilip bir şeyler içerek kitap karıştırma/okuma imkanı var.

***

İşte tam da bu kitap ve kütüphane sevgisi bağlamında, Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesi`nden bahsedelim biraz.

***

``Semper apertus - immer geöffnet - her zaman açık`` mottosu altında 640 yıldır öğrenim sunan Heidelberg Üniversitesi, fiziki olarak her zaman açık olmamıştır, olamamıştır malesef. Bu elit üniversite defalarca kapatılmış ve yeniden açılmıştır: Ya mezhepsel nedenlerden (Katolik-Protestan-Kalvinizm mücadelelerinden) ya savaşlardan dolayı (30 Yıl savaşları...) ya da teknik nedenlerden. Bazen üniversitenin kütüphanesi Romaya taşınıyor, bazen kütüphanenin bir kısmı Paris‘e taşınıyor ya da bazen üniversitenin kendisini Frankfurt`a taşıyorlar... Hatta 1803 yılında üniversitenin tamamen kapatılması söz konusu oluyor. Allahtan ki bölge prensi buna karşı çıkıyor. II. Dünya Savaşı sonrası 1 Nisan 1945 tarihinde Amerikalılar tarafından kapatılan üniversite dört buçuk ay sonra tekrar açılıyor.

Heidelberg Üniversitesi`nin mottosu ``Her zaman açık`` sadece üniversitenin her zaman açık olması anlamında. Ama, aynı zamanda diğer uluslara da açık olmak anlamına geliyor. Üniversitede 90`dan fazla ulustan binlerce öğrenci okuyor. Üniversitede ders veren, araştırma yapanlar arasında yüzlerce yabancı kökenliler var... Bu motto aynı zamanda ``bilimsel araştırmalarda yeniliklere açığız`` anlamına da geliyor...  

***

İşte bu yeniliklere ve bütün uluslara açık elit üniversitenin elit bir kütüphanesi var: Bibliottheca Palatina. Temelde kütüphaneyi de Heidelberg Üniversitesi kadar eski, tarihi kabul edebiliriz. Ama, bu günkü anlamda, bu kütüphanenin kuruluşu 14ncü yüzyıla kadar iniyor.

Bu günkü Bibliotheca Palatina 16. Yüzyılda kuruluyor.

Almanya`nın en eski üniversite kütüphanesinin günümüzde kullanılan binası, 1905 yılında inşaatı biten Neo-Barock tarzında bir bina. Kütüphanede aynı anda 1 100 kişi kitap okuyabiliyor, öğrenci ders çalışabiliyor.

Heidelberg Üniversitesi Kütüphanesi sabah 9 akşam 22 saatleri arasında açık ve kütüphane üzerinden 6,2 milyon kitaba ulaşabiliyorsunuz.

1990`lı yıllarda başlayıp özenle yürütülen dijitalleştirme esnasında, kütüphanede, Rönesans`tan kalma el yazması belgeler, broşürler ve kitaplar bulundu. Bu el yazması eserler altın gibi kasalarda muhafaza ediliyor.

Yetkililer Roma`da ve Paris`te kalan eserleri de Heidelberg`e geri getirme çabası içersindeler... Öyle ya, ``TAŞ YERİNDE AĞIRDIR`` diyor insanlar. O halde, orjinal eserler esas yerlerine iade edilmeli. Buna, Türkiye`den alınıp/çalınıp götürülen ve Berlin`de veya diğer Avrupa ve Amerika şehirlerinde sergilenen eserler de dahil...

***

Babasının matemetik okuduğu bu üniverside Ahmet SAY`a konferans verdirmek için çok uğraştım, fakat Ahmet Ağabeyi ikna edemedim. Hep sağlığını bahane etti. Ahmet Ağabey`in Karlsruhe`de 1950`li yıllarda yüksek öğrenim görürken arkadaşlarıyla kurdukları öğrenci derneği (KATÖD e.V.: Karlsruhe Türk Öğrenciler Derneği) hala faal. Derneğin kuruluşu 1955.

+++

Peki Türkiye`de durum nedir sizce? Türkiye`nin en eski Beyazıt Kütüphanesi kaç yaşında? Ankara`daki Milli Kütüphane hala açık mı yoksa kapatıldı mı? Üniversitelerimizin kütüphaneleri ne durumda dersiniz?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız