İstanbul
Parçalı bulutlu
9°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,2237 %0.06
51,2592 %0.37
7.125,64 % 0,18
74.027,74 %-0.21

Bilim ve bilim insanları tarafsız mıdır?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Bilim ve bilim insanları tarafsız mıdır?

(Ya da Prof. Dr. İlber ORTAYLI ve Prof. Dr. Jürgen HABERMAS)

Bu soru en az bilimin kendisi kadar eski.

Konuya giriş yapmadan önce belirtelim ki, ne Muhalif bir hakemli bilimsel dergi/gazete ne de bu satırların yazarı bütün uğraşı bilim olan bir bilim insanı. Sıradan bir yurttaş ve akademiker.

Bizim burada yazdıklarımız aktuel ve enformatif köşe yazıları. Yazdıklarımızın kolay okunur olmasına özellikle dikkat ediyoruz.

***

Bilimin ve bilim insanların tarafsız olup olmadığını tartışmadan önce; ``Bilim nedir?`` ona bakalım.

Bilim evrenin ve toplumun gözlemlenerek, seçilen bir maddenin/konunun/olayın deneysel yöntemlerle açıklanmaya çalışılmasıdır. Buna dayanarak sonuçlar/yasalar çıkarılmasıdır. Doğa bilimlerinde yeni buluşlar yapılmasıdır. Bilimin dalına göre bir metodolojisi ve terminolojisi vardır.

Kısaca, bilim gözlem ve deneylerle elde edilen düzenli bilgi birikimidir.

***

Gelin bilimin tarafsız veya partilerüstü olup ol(a)mayacağına göz atalım.

Hadi diyelim bilim, örneğin ana bilim fizik tarafsız, partilerüstü. Peki fizikçiler tarafsız mı? Örneğin atom bombasını bulan J. Robert OPPENHEIMER tarafsız mıydı? Tarafsız olabilir miydi?

Diyelim ki barut tarafsız. Peki barutun insanların öldürülmesinde kullanılmasını icat eden bilim insanı Alfred NOBEL tarafsız mıydı? Daha doğrusu bilimin sonucu olan barutu insan öldürmede kullanan kişi/ler tarafsız mı?

***

Aynı soruyu tıp alanında da soralım. Doktorlar insanların sağalmasını, iyileşmesini mi hedefliyor yoksa `müşteri` olarak kalmasını, gidip gelip doktora para kazandırmasını mı? Doktorlar tarafsız mı yoksa taraf mı? Doktorlar hastadan mı yana yoksa ilaç tekellerinden mi yana?

Sakın doktorlar tarafsız deyipte güldürmeyin beni.

+++

Peki Türkiye`de durum nedir?

Tekrardan güldürmeyin beni.

 

************

İki bilim insanı üzerine:

Prof. Dr. İlber ORTAYLI ve Prof. Dr. Jürgen HABERMAS

Bu satırların yazarı kasım 1966`da Ankara Atatürk Lisesi`ne (TAŞ MEKTEP`e) kaydolduğunda, okulda İlber ORTAYLI`nın Ankara Atatürk Lisesi`nin Münazara Takımı`ndaki performansı bir efsane gibi anlatılıyordu... O zamanlar Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi`nde tarih öğrenimi görüyordu ORTAYLI. Aynı fakültede Rusca dersi veren Şefika ORTAYLI`nın Rusca kurslarına katılmış ve fakat Kiril Alfabesi`ni çözemediğim için birkaç hafta sonra bırakmıştım. İlber ORTAYLI daha sonra Siyasal Bilgiler Fakültesi`ni de bitirdi ve Master`ını Amerika`da Prof. Dr. Halil İNALCIK Hocamızın yanında tamamladı. Aynı şekilde doktorasını da. Doçentliğini SBF`nde elde etti. Aynı fakültede profesör oldu. Daha sonra İstanbul`a taşındı ve çeşitli özel üniversitelerde ders verdi. Bunlara parelel olarak, bir kaç yıl Topkapı Müzesi Müdürü olarak görev ifa etti.

Birkaç dil biliyordu. Bilimsel makalelerinin ve kitaplarının sayısı çok kabarık. Muazzam bir hafızası vardı. Çok çalışkan ve disiplinliydi.

Türkiye`de bilim insanı deyince akla gelen birkaç hocadan birisiydi bana göre: Prof. Dr. Fuat KÖPRÜLÜ, Prof. Dr. Halil İNALCIK, Prof. Dr. Mümtaz SOYSAL vd.

Nisan 2019`da İlber Hocamızı Heidelberg Üniversitesi`nde bir konferans vermek üzere davet ettik HAI-TR ``Heidelberg Üniversitesi Mezunları-Türkiye`` seksiyonu olarak. Rektörlük bize 240 kişilik bir salon verdi. Daha büyük salon konusunda çok ısrarcı oldum. Ama, alamadık. ``Dolduramazsınız`` dediler...       

9 Nisan 2019 tarihinde saat 19.00`da 1 no`lu anfinin önü doldu... Almanların gözü elma gibi büyüdü... belki 1 000 kişi gelmişti. Mecburen, benim istedim 700 kişilik anfiyi açtılar. Salon doldu. Salonun her iki duvarının önüne etten duvar örülmüştü... İğne atsan yere düşmez. En az 100 kişi geri gitti. Salona girebilmek mümkün değildi. İlber Hocamız `` Türk-Alman İlişkileri`` üzerine konferansını Almanca olarak verdi. Konuşmanın sonunda 8-9 soru cevapladı. Soruların ardı arkası gelmiyordu... Ben birkaç soru daha aldım, ikimizin de TAŞ MEKTEP`li olmamızın hatırına güvenerek... Hissediyordum, Hocamız yorulmuştu ve biraz da kızmıştı bana...

***

İlber ORTAYLI Hocamızı geçen pazar günü 78 yaşında kaybettik. Hocamızın anısına ve emeğine saygıyla...

Daha ölür ölmez, özellikle de Fatih Camii`nin Haziresi`ne  defnedileceği belli olur olmaz, eleştiriler başladı. Hiç şaşırmadım. Çünkü, sosyal medyada bilen de yazıyor bilmeyen de; bilen de konuşuyor bilmeyen de... Elbette ki İlber ORTAYLI da eleştirilebilir. Ama, bunun bir metodolojisi ve terminolojisi olmalı... Aksi taktirde dile getirilenler kahve sohbetinden, dedikodudan ve iftiradan öte gitmez...

Bu satırların yazarı da İlber ORTAYLI ile her konuda hemfikir olmamıştır. Aşırı bir Osmanlı hayranı olmasına katılmam mümkün değildi. Son yıllarda konferanslarını ve yazılarını magazinleştirmesine katılmam da hiç mümkün değildi.

Ama, İlber ORTAYLI kadar çok bilimsel makale yazan, tarih kitabı yayınlayan çok az bilim insanımız vardı. Bir kere bunu teslim edelim.

Çok önemli diğer bir konu ise, İlber ORTAYLI tarihi ve bilgiyi halkımıza sevdirdi. Osmanlı ile Cumhuriyeti bir araya getirerek barıştırdı.

Sonuç itibariyle O da bir insandı... Tüm eksiğiyle ve gediğiyle. İlber ORTAYLI`yı değerlendirirken O`nun bir göçmen, muhacir çocuğu olduğunu unutmamalıyız. İlerde O`nu ve eserlerini değerlendirecek olanlara tavsiyem, İlber ORTAYLI`nın ailesinin tarihine, kendisinin sosyalizasyonuna ve habitusuna gereken dikkati göstererek bunları yapsınlar. Biliyoruz ki, kişinin sosyalizasyonu ile ürünleri arasında önemli bir korelasyon vardır. Her ne kadar o kişi ürününü bilinciyle kontrol ederek üretse bile. Çünkü, bireyin bilinci de sosyalizasyonunun ve içinden geçtiği zaman diliminin ürünü.

``Cahille sohbeti kestim...`` diyelim ve diğer bilim insanına da değinelim.

Prof. Dr. Jürgen HABERMAS 96 yaşında, İlber ORTAYLI`dan bir gün sonra öldü. Daha pazartesi gününe kadar, ``Yaşayan en büyük Alman filozof, Alman toplumunun vicdanı, Almanya`nın kompası...`` dediğimiz bu sosyal bilimci Frankfurt Okulu`nun/Kritik Teori`nin ikinci kuşağının en önde gelen temsilcisiydi.

Theodor W. ADORNO`nun yanında`, O`nun asistanlığını yaparak yetişen bu Hocamızın yanında öğrenim görmek için gelmiştim Heidelberg Üniversitesi`ne. Geldiğimde şaşırıp kalmıştım, çünkü Jürgen HABERMAS Frankfurt`a taşınmıştı. Ve o zamanlar, yabancılar için Kanun Gücünde Kararname çıkarılmıştı: Yabancılar İçin Büyük Şehirlere Taşınma Yasağı. Aslında, Hocamız Frankfurt`tan da Münih`e taşınmıştı. O günün koşullarında bu değişiklikleri anında öğrenmek zordu.

Daha 1964 yılında yayımlanan doçentlik tezi olan Kamusallığın Yapısal Dönüşümü (Strukturwandel der Öffentlichkeit)  bilim dünyasında çok dikkat çekmişti. Baş eseri olan İletişimsel Eylem Kuramı (Theorıe des kommunikativen Handels)  ise iki ciltlik kerpiç gibi bir kitaptı. Oku oku bitiremiyorsun. Tekrar tekrar oku bıkmıyorsun...

Biz göçmenleri ilgilendiren çok önemli yapıtı Ötekinin Dahil Edilmesi(?) (Einbeziehung des Anderen) adlı yapıtının henüz Türkçeye çevrilmemiş olması büyük bir eksiklik.

Jürgen HABERMAS`ın ölümü sağdan sola, yaşlıdan gence herkesi üzdü... Eleştiri yapanlar adam gibi eleştiriler yaptılar.

İşte Türkler ile Almanlar arasındaki fark.

``Momento mori!..`` diyelim ve yazımızı bitirelim.

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız