İsimsiz eserler mezarlığı
Bir sanatın sanat olduğunu,
Bir sanatçının “sanatçı” olduğunu hangi otorite belirliyor.
Aydın Nitelikli Sanatçı olmak ile olmamak artık Shakespeare’den uzak.
Aşıldı o kıyılar..
Gençler, geçmiş kuşakların suskunluklarını, kırgınlıklarını, kırıklarını, onarmıyor. Sabretmek bir yere kadar.
TÜRKİYE PRÖMİYERİ 11 NİSAN 2026 ATLAS 1948
Amerika’dan İstanbul’a varan yolculukta, bizi- bize hatırlatan yönetmen Melik Kuru, 45.düzenlenen İstanbul Film Festivalinde- Yeni Yaklaşımlar serisinde yer alan seçkisi ile fethetti beni.
“İdealist genç bir fotoğrafçı ile onun gamsız ev arkadaşı kirasını ödeyemedikleri dairelerini kaybetmek üzeredir. İkili, genç kadının ilk defa görücüye çıkacak fotoğraflarından para kazanmak amacıyla İstanbul’un sanat dünyasında inişli çıkışlı bir yolculuğa atılır.”
Söyleşi kısmında bahsettiği, Beyoğlu’nda geçen sahneler Tophane’den MSÜ (Mimar Sinan Üniversitesi), Galata, İstiklâl’e çıkan yol boyu galeriler.
Hepsini işimiz gereği biliyoruz ama Melik Kuru, bir galeriden açılan yeni soluğun sadece resim ve heykelden fazlası. Ucu sinema sanatına uzanan o derin fotoğraçılık sanatı üzerine yaratılmış, evrilmiş ve süreç içinde istediğini yapamayan bir karekter üzerinden tüm “yetenekli” adamış hayatların yoksun gençlerinden.
Bu yollardan geçmiş olmuş ya da olamamış, kişilere vardırıyor.
Olmuş ve olmamış, derken; kime ve ne ye göre? Bunu da tamamı ile sorduruyor.
Bakmaya vaktiniz yok.
Okumaya eseri, vaktiniz yok.
Okumak, demişken bir ustam Hayati Asılyazıcı olmasa siz dahil tüm dünya Oğuz Atay’ı tanıyamayacaktı.
İşte bu kadar ince bir çizgidir.
Gerçeklik ile gerçek olmayan arasındaki ince çizgi. Günahını aldığınız onca yeteneğin hesabını nasıl verecek bu eğitmenler, hatır dostu sahipleri?
Gerçek bir yüzleşme, yüreğiniz varsa tam da lâyıkı ile siyah beyaz olarak bu seçkide.
Çok sevdim.Kadro mükemmel.
45.İstanbul Film Festivalinin jeneriğinde yer alan Tülin Özen de filmde. Hem de söyleşide kendisininde ifade etmiş olduğu gibi kötü rolde.
Ama filmin kırılma noktası.
Hem kırılan camlar ve hayaller.
İşte filmin seyri bu anlamda yeniden anlam kazanmakta.
Festival kapsamında 3.günde izlediğim ikinci yerli seçki olarak karşıma çıktı. Sakin bir zamanda yeniden izlerim.
Şu an şu satırları yazmakta olan ellerimin hikâyesi ile.
Yetenekli olanı yok etme projelerine gönüllü sponsor olanlar utanır mı, sanmıyorum. Çünkü onların “ar-etik-ahlak-değer” diye kavramları hiç olmamış yahut hiç gelişememiş olmasından dolayı zaten bu filmler oluyor.
Notayı tam yerinden basıyor, yazan ve yöneten Melik Kuru.
İzlerken, Ah Belinda(Atıf Yılmaz-1986) anımsattı kurgusal ve düşünüş biçimi ile. Ve karamizah ile serpiştirilmiş gerçeklik can acıtsa da tam da yerinde.
Övgüyü ve alkışı hak eden gerçek bir film.
Tebrikler.

*Kasım 2025'te 29. Tallinn Kara Geceler Film Festivali'nde dünya prömiyerini yaptı*
- Senarist: Melik Kuru
- Görüntü Yönetmeni: Barış Aygen
- Kurgucu: Serhad Mutlu
- Özgün Müzik: Efe Demiral
- Sanat Yönetmeni: Elif Öner
- Oyuncular: Manolya Maya, Ekremcan Arslandağ, Tuğrul Tülek, Tülin Özen, Ceylan Özgün Özçelik, Emrah Özdemir, Okan Avcı, Cüneyt Yalaz, Ege Derin