İstanbul
Açık
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
46,6618 %0.03
53,2312 %-0.18
6.034,79 % 0,18
59.570,00 %-0.836

Kuşku

YAYINLAMA:
Kuşku

Önümüzdeki hafta Ankara NATO ülkelerinin devlet başkanlarını konuk edecek. Son birkaç haftadır Ankara’da günlük hayata yönelik olana bitene baktığımda, başkentte yaşamama kararı almanın ne kadar doğru bir karar olduğunu tekrar anladım. Ankara’da yaşayan tüm dostlara ve bütün Ankaralılara sabırlar diliyorum.

Günlük hayatın bir açık hava hapishanesine dönüşmesini, “Allah korusun ya protesto eylemi yaparlar da bizi rezil ederlerse!” korkusuyla yapılan tutuklamaları, “aman fakirliğimiz gözükmesin!” diye boyanan ya da önüne perde çekilen evleri”, “itibardan tasarruf olmaz diye olsa gerek şimdilik sadece NATO liderlerinin inecekleri havalimanı pistinin yenilenmesini” (Etimesgut), “abuk sabuk soru sorup da ayıp ederler kuşkusuyla akredite edilmeyen muhalif gazetecileri” şimdiden kayda geçtik. Bakalım 7/8 Temmuz günleri daha nelere tanıklık edeceğiz.

Kuşkulara gelince…

Öncelikle bir magazin haberi gibi ortaya çıktı. ABD Başkanı Trump İtalya Başbakanı Meloni için “Benimle fotoğraf çektirmek için yalvardı!” dedi, ardından Meloni “bir İtalyan Başbakanı asla yalvarmaz!” mealindeki sözleri ile Trump’a hakkettiği cevabı verdi, iç politikadaki popülerliğini artırdı.

Buradan hareketle, “ne olmuş yani? İkisi arasındaki aşk giderek nefrete dönüşmüş, bize ne?” diye sorabilirsiniz. Ancak Trump Meloni ilişkisi Avrupalı NATO ülkeleri geneline yaygınlaştırıldığında, aynı nefretin izlerini bütün ikili ilişkilerde görmek mümkün. İstisna yok mu? İki istisnadan bahsedebiliriz. Ara sıra çok kızsa da Trump’ın  Netanyahu ile arasının çok açık olmadığını biliyoruz, her seferinde muhabbetini yenilemekten geri kalmadığı Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a olan sevgisini son günlerde daha sık işitiyoruz. Öylesine ki; Avrupalı NATO ülkelerine olan kızgınlığından ötürü Ankara’ya gelmeyebileceği söylenen Trump’ın, Erdoğan sevgisi yüzünden fikrini değiştirdiği, sonradan görmeliğin son örneği olan yeni uçağı ile Ankara semalarını şenlendireceği anlaşılıyor.

Doğal olarak Trump Erdoğan’a müjdelerle geleceğini de şimdiden ifade etti. Büyük olasılıkla uçağı hazır, motoru olmayan savaş uçaklarımız için motorlar yola çıkıyor. CAATSA yaptırımları ve F34, hatta F16’lar için şimdilik umut yok gibi. Daha önce bir yazımızda ifade ettiğimiz SWAP olur mu? O noktada da kuşkularım var. Uzmanlara göre ABD ekonomisi bu işlem için darda. Hani baskın seçim sinyalleri şu sıralarda yapılan 6 aylık zam yenilemelerinde gelmediği oranda SWAP ihtimali şimdilik rafa kalkmış gibi gözüküyor.

Peki kuşku duyduğumuz esas nokta ne? Trump bu kadar sevecen ve bonkör hale geldiyse bizden ne isteyecek? Bilemiyoruz…

Gelelim Zirve ile ilgili ön değerlendirmelere. Çok güvendiğim bazı NATO uzmanlarına göre bu zirveyi sadece bir NATO Zirvesi olarak adlandırmak yanlış. Doğrusu NATO ME(NATO Middle East – Orta Doğu) ya da NATO 3.0 olarak düşünmek gerekiyor. Yani NATO Orta Doğu’ya genişleyecek ve üçüncü defa ana stratejisinde değişiklik yapacak. NATO 1.0 Soğuk Savaş sırasında Sovyetlere karşı bir savunma örgütüyken, 2.0 Berlin Duvarının yıkılmasının ardından özellikle Ruzya’ya karşı bir örgüte dönüşüyordu. Bugün gelinecek yeni konumu anlamak için Zirve öncesinde öncelikle ABD’den gelen mesajlara bakalım:

  • ABD artık NATO’nun savunma bütçesine daha fazla katkı vermek istemiyor;
  • ABD İran savaşı sırasında müttefiklerinden yeterli desteği alamadı, Hürmüz krizi ABD’den çok AB ülkelerinin krizi oldu;
  • İran’a karşı cephede İsrail’in ve enerji yollarının güvenliği artık daha fazla AB ve bölge ülkelerinin sorumluluğu; bu bağlamda İbrahim Anlaşmaları herkes için geçerli olmalı.
  • Çin’e karşı ortak cephe bölgenin güvenliği için belirleyici olmalı.

ABD bu çerçevede toplayabileceğimiz talepleri sıralarken, AB cephesinin derdi ise daha fazla Rus tehdidi ile ilgili. ABD’nin NATO’nun Avrupa kanadındaki etkinliğini azaltmasını ikame edecek bir askeri gücün hem silah, hem de ordu olarak oluşturulması başta Almanya olmak üzere AB ülkelerinin bir numaralı sorunu. Bu bağlamda Ukrayna’nın desteklenmesi, bu ülkenin son olarak dronlarla Moskova’nın içlerine saldırarak özellikle petrol rafinerilerini vurması, Rusya’nın belki de tarihte ilk kez petrol kısıtlaması ile karşı karşıya gelmesi çok da rastlantı değil.

Peki bütün bunların bize etkisi ne? NATO’nun olası kimlik değiştirmesinden korkmalı mıyız? Yoksa bütün değişimlerin merkezinde yer alacak olmamız itibarı ile artacak stratejik önemimizden ötürü çok mu sevinmeliyiz? Sırf Zirvenin Ankara’da yapılması bile ne kadar önemli hale geldiğimizin bir göstergesi değil mi?

Olup biteceklerin artısını eksisini Zirvenin ardından değerlendirecek olmakla birlikte, sürece dair çeşitli kuşkularımızın olduğunun altını çizelim. Hani insanoğlu kötü habere kulağını tıkayıp, her şeyi hayra yormak istiyor, istemesine de, “ah bir de şu Barrack olmasaydı!"

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız