COP31’e Giden Yolda İki Ayrı Sahne: New York’un SDG Masası, İstanbul’un Sıfır Atık Diplomasisi
Bu hafta İstanbul, COP31’e giden yolda önemli bir prova niteliği taşıyan uluslararası bir toplantıya ev sahipliği yapacak. Sıfır Atık Forumu, şehirlerden sanayiye, döngüsel ekonomiden iklim politikalarına kadar geniş bir yelpazede dünyanın farklı ülkelerinden karar vericileri bir araya getirecek.
Ancak İstanbul’daki bu buluşma tek başına değerlendirilemez. Çünkü yaklaşık bir ay sonra Birleşmiş Milletler çatısı altında gerçekleştirilecek Yüksek Düzeyli Siyasi Forum (HLPF) da sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin ne ölçüde hayata geçirilebildiğini masaya yatıracak. Bir başka ifadeyle; İstanbul çözümleri konuşurken, New York sonuçları sorgulayacak.
İlk bakışta iki toplantının gündemleri farklı görünüyor. İstanbul’da “Antalya’ya Giden Yol: İklim Eylemi Olarak Sıfır Atık” temasıyla düzenlenecek forumda sıfır atık uygulamaları, döngüsel ekonomi, yeşil sanayi dönüşümü, temiz üretim teknolojileri ve şehirlerin iklim eylemleri öne çıkacak. New York’taki HLPF’de ise sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin mevcut durumu değerlendirilecek; temiz su ve sanitasyon, temiz enerji, sanayi ve inovasyon, sürdürülebilir şehirler ve küresel ortaklıklar başlıklarında ülkelerin performansı mercek altına alınacak.
Aslında iki toplantının da ortak bir noktası var: İklim krizi artık yalnızca çevre politikalarının konusu değil. Enerji güvenliğinden ticarete, sanayiden teknolojiye, şehir yönetiminden uluslararası diplomasiye kadar her alanı yeniden şekillendiren bir dönüşüm sürecinden geçiyoruz.
Bu nedenle İstanbul’da gerçekleştirilecek Sıfır Atık Forumu, klasik bir çevre etkinliğinin çok ötesinde bir anlam taşıyor. Forum kapsamında düzenlenecek Yüksek Düzeyli Sanayi ve Teknoloji Bakanları Oturumu, sanayide yeşil dönüşüm, temiz üretim teknolojileri, yapay zekâ destekli üretim sistemleri, karbon ayak izi ölçüm mekanizmaları ve döngüsel ekonomi uygulamalarını aynı masada buluşturacak. Türkiye, COP31 öncesinde sıfır atık yaklaşımını yalnızca bir çevre politikası olarak değil; sanayi dönüşümünü hızlandıran, kaynak güvenliğini güçlendiren ve ekonomik rekabet avantajı sağlayan stratejik bir model olarak sunmaya hazırlanıyor.
HLPF tarafında ise tablo daha farklı. Birleşmiş Milletler’in son değerlendirmeleri, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’nın önemli bir bölümünde dünyanın hedeflerin gerisinde kaldığını gösteriyor. Temmuz ayında yapılacak toplantılarda ülkeler yalnızca yeni taahhütler vermeyecek, aynı zamanda mevcut performanslarının da hesabını verecek.
Bu nedenle önümüzdeki haftalar, COP31’e giden yolun nasıl şekilleneceğine dair önemli ipuçları sunacak. İstanbul’daki forum, çözüm önerilerinin ve uygulama modellerinin vitrini olacak. New York ise bu çözümlerin neden hâlâ yeterli hızda hayata geçirilemediğini tartışacak.
Dünya sürdürülebilirlik konusunda artık yeni hedefler duymaktan çok, somut sonuçlar görmek istiyor. Bu nedenle önümüzdeki süreçte en önemli soru şu olacak; Toplantılarda verilen sözler, şehirlerde, fabrikalarda, tarım alanlarında ve günlük yaşamda gerçek bir dönüşüme dönüşebilecek mi?
COP31’e ev sahipliği yapacak Türkiye açısından ise İstanbul’daki Sıfır Atık Forumu, yalnızca bir organizasyon değil; aynı zamanda Antalya’ya uzanan iklim diplomasisi yolculuğunun en görünür duraklarından biri olacak.