Hürmüz Boğazı’nda deniz inekleri
Halk arasında “deniz ineği” olarak biliniyorlar. Bilimsel adları ise Dugong. Deniz tabanındaki çayırlarla besleniyorlar. Ama aslında yaptıkları şey çok daha kritik. Deniz çayırlarını biçer gibi düzenli tüketiyorlar. Böylece çayırların sağlıklı ve genç kalmasını sağlıyorlar. Bu çayırlar küçük balıklar için adeta bir kreş görevi görüyor. Ve en önemlisi de kara ormanlarından çok daha fazla karbon depolayabiliyorlar.
Buna “blue carbon”, yani “mavi karbon” deniyor. Yani iklim krizinin en baş aktörü karbonlar için dev yutak alanları. İşte bu sistemin kurucuları deniz inekleri (dugonglar). Ve İran’daki savaş nedeniyle şu anda yaklaşık 7 bin dugongun yaşamı tehdit altında.
Scientific American dergisi İran- Amerika savaşına farklı bir açıdan yaklaşıyor ve ben de bu yaklaşımı sizlerle paylaşmak istedim.
İran’daki savaşın sadece jeopolitik bir kriz değil, aynı zamanda büyük bir çevre krizine dönüştüğü anlatılıyor bu hafta okuduğum bir makalede. Özellikle petrol sızıntıları, denize döşenen mayınlar ve askeri hareketlilik nedeniyle bölgedeki hassas deniz ekosisteminin ciddi tehdit altında olduğu da vurgulanıyor. Çünkü bölge zaten dünyanın en kırılgan denizlerinden biri. Basra Körfezi “slow-flush” denilen bir yapıya sahip; yani su kendini çok yavaş yeniliyor. Bu nedenle petrol, kimyasal ve toksik atıklar yıllarca sistemde kalabiliyor.
Savaş nedeniyle tanker saldırıları ve petrol tesislerinin vurulması sonucu denize büyük miktarda petrol sızdığı, uydu görüntülerinde özellikle İran kıyıları ve Hürmüz çevresinde kilometrelerce uzanan petrol tabakalarının görüldüğü aktarılıyor. Deniz mayınları ise sadece gemileri değil, su altı yaşamını da tehdit ediyor. Patlamalar ve sonar sistemleri özellikle balinalar ve yunuslar gibi sese duyarlı canlıların yön bulmasını bozuyor.
Bölge; dugonglarla birlikte, sayıları 100’ün altına düştüğü belirtilen Arap kambur balinaları, deniz kaplumbağaları, mercan resifleri ve mangrov ormanlarıyla oldukça nadir bir biyoçeşitliliğe sahip.
Özellikle sızan petrolün;
- kaplumbağa yuvalama alanlarını,
- mercanları,
- deniz çayırlarını yok edebileceği belirtiliyor.
Ayrıca savaşın temiz su krizini de büyütebileceği vurgulanıyor. Çünkü Körfez ülkelerinin büyük bölümü deniz suyunu arıtarak içme suyu elde ediyor. Özellikle, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Kuveyt gibi ülkeler desalinasyon, yani tuzdan arındırma tesislerine bağımlı. Petrol sızıntıları durumunda bu tesislerin su girişleri kirlenebilir, filtre sistemleri zarar görebilir ve üretim durabilir. Çünkü bu tesislerin çalışabilmesi için temiz deniz suyuna ihtiyaç var.
İnsan eliyle başlayan savaşlar için ateşkes yapılabilir ama insan eliyle yok edilen doğa için ateşkes yapılamıyor maalesef. Örneğin Hürmüz Boğazı’ndaki canlılar, savaşın hem fiziksel hem kimyasal etkilerini yıllarca yaşamaya devam edecekler.
Dugonglar yok olacak, balık popülasyonları azalacak, karbon depolama sistemi çalışmayacak belki de yıllardır depolanan karbon yeniden atmosfere karışabilecek. Yani mesele sadece bir hayvanın ölmesi değil; karbon döngüsünün de bozulması.
Yine bu bölgede bulunan Mangrov ormanları da bu yüzden kritik. Deniz kenarında yaşayan bu tuzlu su ormanları:
- kıyıları fırtınalara karşı koruyor,
- erozyonu azaltıyor,
- balık yavrularına yaşam alanı sağlıyor,
- suyu filtre ediyor,
- çok yüksek miktarda karbon tutuyor.
Mangrovlar dünyanın en güçlü karbon yutaklarından biri kabul ediliyor. Topraklarında karbonu yüzlerce yıl saklayabiliyorlar. Ancak petrol köklere yapıştığında:
- oksijen akışı kesiliyor,
- kökler çürüyor,
- ağaçlar ölüyor.
Mangrovlar yok olduğunda kıyılar daha savunmasız hale gelebilir ve balıkçılık da çökebilir. Çünkü Basra Körfezi milyonlarca insan için aynı zamanda bir geçim kaynağı. Bölgedeki ticari balıkçılık, ton balığı, karides, uskumru, sardalya, resif balıkları üzerinden dönüyor. Petrol sızıntıları ise balık yumurtalarını öldürüyor, planktonu azaltıyor ve mercan resiflerini boğuyor. Bu da doğrudan balık stoklarını etkiliyor.
Kısaca, petrol sızıntısı deniz çayırlarını kapladığında fotosentez bozuluyor. Çayırlar ölüyor. Oysa deniz çayırları, mangrovlar ve mercan sistemleri aslında görünmez iklim makineleri gibi çalışıyor.
Eğer savaş nedeniyle petrol, yangın, kimyasal kirlilik ve patlamalar bu sistemleri yok ederse, sadece karbon tutma durmuyor; depolanmış karbonun bir kısmı yeniden atmosfere dönüyor. Bu da iklim krizini hızlandırıyor. Yani savaş sadece anlık emisyon üretmiyor. Aynı zamanda doğanın karbon emme kapasitesini de yok ediyor.
Bugün “Ateşkes var mı?”, “Hürmüz Boğazı açık mı?”, “Gemiler geçiyor mu?”, “Petrol piyasası normale döndü mü?” sorularını konuşuyoruz. Ama belki de soru şu:
Savaş bittiğinde insanlar evlerine dönebilecek bir ihtimal… peki deniz eski haline geri dönebilecek mi?