Dünya nüfusunun binde ikisi, başarının dörtte biri: Yahudi kültürü Nobel tarihine imzasını nasıl attı?
Dünya nüfusunun sadece binde ikisini oluşturuyorlar ama son yüzyılda dünyayı değiştiren fikirlerin dörtte birinin altında onların imzası var. İstatistik bilimi için "şaşırtıcı bir sapma" gibi görünen bu tablo, aslında yüzyıllara dayanan bir hayatta kalma refleksinin sonucu.
Einstein’dan Marx’a uzanan bu çizgide, başarının arkasında genetik kodlar mı var, yoksa kütüphanelerin tozu mu?
Rakamlar bazen soğuktur, ama bazen de arkalarında devasa bir kültürel hikaye barındırırlar. Sosyologların ve tarihçilerin üzerine en çok kafa yorduğu konulardan biri de, demografik verilerle entelektüel etki arasındaki bu şaşırtıcı uçurumdur.
Yahudiler, yaklaşık 15 milyonluk nüfuslarıyla dünya genelinin sadece %0,2’sini (binde ikisini) oluşturuyor. Ancak 1901’den bugüne dağıtılan Nobel ödüllerine baktığımızda, kazananların %22 ila %25’inin Yahudi kökenli olduğunu görüyoruz.
Peki, bu orantısız temsilin kaynağı ne? Cevap, sanılanın aksine "gizli bir el" değil, yüzyıllar içinde şekillenmiş, "sorgulayan zihin" geleneğinde saklı.
Zincirleri Kıran Zihinler: Marx, Kafka ve Diğerleri
Bu kültürel kodun en belirgin özelliği, sadece var olanı öğrenmek değil, var olanı kökünden değiştirmektir. Einstein’ın fizikte, Freud’un psikolojide yaptığı devrim, aslında çok daha geniş bir "paradigma yıkıcılar" listesinin sadece görünen yüzüdür.
Sistemi Sorgulayan Karl Marx
Ailesinde hahamlar bulunan bir soydan gelen Marx, iktisadi ve sosyolojik analizleriyle dünyanın yarısının siyasi haritasını değiştirdi. Onun "Filozoflar dünyayı yalnızca yorumlamışlardır, oysa sorun onu değiştirmektir" sözü, bahsettiğimiz o eyleme dönük entelektüel geleneğin en net özetidir. Mevcut kapitalist düzeni sadece eleştirmemiş, onun anatomisini çıkarmıştır.
Dogmayı Sorgulayan Baruch Spinoza
17. yüzyılda, yaşadığı cemaatten aforoz edilme pahasına "Tanrı" ve "Doğa" kavramlarını yeniden tanımladı. Sorgulama cesareti o kadar yüksekti ki, modern seküler düşüncenin ve Aydınlanma Çağı'nın manevi babalarından biri kabul edildi. İtaat etmek yerine, bedel ödemeyi ve düşünmeyi seçti.
Varoluşu Sorgulayan Franz Kafka
Sadece bilimde veya siyasette değil, edebiyatta da bu izi görmek mümkün. Kafka, modern insanın bürokrasi ve yaşam karşısındaki çaresizliğini (Dönüşüm, Dava) o güne kadar hiç anlatılmamış bir dille anlattı. Bugün "Kafkaesk" diye bir kavram varsa, bu onun yerleşik anlatım kalıplarını reddetmesi sayesindedir.
"Taşınabilir Zenginlik" onlara göre neydi?
Tarihsel sürece bakıldığında, bu isimlerin ortak paydası "köksüzlük" ve "göç"tür. Toprak sahibi olamayan, sürgünlerle yaşayan bir toplum için fiziksel zenginlik riskliydi; çünkü geride bırakılmak zorundaydı.
Üstelik tarih sahnesinde sadece sürgünlerle değil, büyük bir soykırımla da sınanmış, yok olmanın eşiğinden dönmüş bir milletten söz ediyoruz. Bu büyük yıkımların ardından bile hayata yeniden tutunurken sarıldıkları en sağlam dal, yine zihinlerindeki o birikim oldu.
Bu noktada devreye "İnsan Sermayesi" girdi. Sınır kapılarında bırakılmak zorunda kalınmayan, kimsenin el koyamayacağı tek zenginlik, zihnin içindeki bilgiydi.
Kuantum fiziğinin babalarından Niels Bohr veya atomun enerjisini açığa çıkaran Robert Oppenheimer gibi isimler, bu "taşınabilir hazine" geleneğinin modern bilimdeki temsilcileri oldular.
İtaat Etme, İtiraz Et!
Geleneksel eğitim sistemleri "itaat etmeyi" öğretirken, Yahudi eğitim geleneği (Yeşivalar ve Talmudik tartışmalar) tam tersine "itiraz etmeyi" merkeze alır. Kutsal metinlerin bile tartışıldığı bir kültürde büyüyen çocuklar, yetişkinliklerinde bilimsel veya toplumsal paradigmaları yıkmaya daha yatkın hale gelirler.
Rosalind Franklin’in DNA’nın yapısını keşfetmek için gösterdiği inadın arkasında da, Hannah Arendt’in "kötülüğün sıradanlığı" teziyle dünyayı sarsarken gösterdiği cesaretin arkasında da bu "sorgulama kültürü" yatar.
Yani diyebiliriz ki; karşımızdaki tablo bir mucize değil, eğitimin ve eleştirel düşüncenin en büyük sermaye olduğunun kanıtıdır. Formül aslında yüzyıllardır aynı: Soru sormaktan korkmayan çocuklar yetiştirmek…