İstanbul
Hafif yağmur
10°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,5059 %0.22
51,9036 %-0.32
7.051,20 % -6,37
82.508,75 %-6.246
Ara

Dünya nüfusunun binde ikisi, başarının dörtte biri: Yahudi kültürü Nobel tarihine imzasını nasıl attı?

YAYINLAMA:
Dünya nüfusunun binde ikisi, başarının dörtte biri: Yahudi kültürü Nobel tarihine imzasını nasıl attı?

Dünya nüfusunun sadece binde ikisini oluşturuyorlar ama son yüzyılda dünyayı değiştiren fikirlerin dörtte birinin altında onların imzası var. İstatistik bilimi için "şaşırtıcı bir sapma" gibi görünen bu tablo, aslında yüzyıllara dayanan bir hayatta kalma refleksinin sonucu.

Einstein’dan Marx’a uzanan bu çizgide, başarının arkasında genetik kodlar mı var, yoksa kütüphanelerin tozu mu?

 

Rakamlar bazen soğuktur, ama bazen de arkalarında devasa bir kültürel hikaye barındırırlar. Sosyologların ve tarihçilerin üzerine en çok kafa yorduğu konulardan biri de, demografik verilerle entelektüel etki arasındaki bu şaşırtıcı uçurumdur.

 

Yahudiler, yaklaşık 15 milyonluk nüfuslarıyla dünya genelinin sadece %0,2’sini (binde ikisini) oluşturuyor. Ancak 1901’den bugüne dağıtılan Nobel ödüllerine baktığımızda, kazananların %22 ila %25’inin Yahudi kökenli olduğunu görüyoruz.

 

Peki, bu orantısız temsilin kaynağı ne? Cevap, sanılanın aksine "gizli bir el" değil, yüzyıllar içinde şekillenmiş, "sorgulayan zihin" geleneğinde saklı.

 

Zincirleri Kıran Zihinler: Marx, Kafka ve Diğerleri

Bu kültürel kodun en belirgin özelliği, sadece var olanı öğrenmek değil, var olanı kökünden değiştirmektir. Einstein’ın fizikte, Freud’un psikolojide yaptığı devrim, aslında çok daha geniş bir "paradigma yıkıcılar" listesinin sadece görünen yüzüdür.

 

Sistemi Sorgulayan Karl Marx

Ailesinde hahamlar bulunan bir soydan gelen Marx, iktisadi ve sosyolojik analizleriyle dünyanın yarısının siyasi haritasını değiştirdi. Onun "Filozoflar dünyayı yalnızca yorumlamışlardır, oysa sorun onu değiştirmektir" sözü, bahsettiğimiz o eyleme dönük entelektüel geleneğin en net özetidir. Mevcut kapitalist düzeni sadece eleştirmemiş, onun anatomisini çıkarmıştır.

 

Dogmayı Sorgulayan Baruch Spinoza

17. yüzyılda, yaşadığı cemaatten aforoz edilme pahasına "Tanrı" ve "Doğa" kavramlarını yeniden tanımladı. Sorgulama cesareti o kadar yüksekti ki, modern seküler düşüncenin ve Aydınlanma Çağı'nın manevi babalarından biri kabul edildi. İtaat etmek yerine, bedel ödemeyi ve düşünmeyi seçti.

 

Varoluşu Sorgulayan Franz Kafka

Sadece bilimde veya siyasette değil, edebiyatta da bu izi görmek mümkün. Kafka, modern insanın bürokrasi ve yaşam karşısındaki çaresizliğini (Dönüşüm, Dava) o güne kadar hiç anlatılmamış bir dille anlattı. Bugün "Kafkaesk" diye bir kavram varsa, bu onun yerleşik anlatım kalıplarını reddetmesi sayesindedir.

 

"Taşınabilir Zenginlik" onlara göre neydi?

Tarihsel sürece bakıldığında, bu isimlerin ortak paydası "köksüzlük" ve "göç"tür. Toprak sahibi olamayan, sürgünlerle yaşayan bir toplum için fiziksel zenginlik riskliydi; çünkü geride bırakılmak zorundaydı.

Üstelik tarih sahnesinde sadece sürgünlerle değil, büyük bir soykırımla da sınanmış, yok olmanın eşiğinden dönmüş bir milletten söz ediyoruz. Bu büyük yıkımların ardından bile hayata yeniden tutunurken sarıldıkları en sağlam dal, yine zihinlerindeki o birikim oldu.

Bu noktada devreye "İnsan Sermayesi" girdi. Sınır kapılarında bırakılmak zorunda kalınmayan, kimsenin el koyamayacağı tek zenginlik, zihnin içindeki bilgiydi.

Kuantum fiziğinin babalarından Niels Bohr veya atomun enerjisini açığa çıkaran Robert Oppenheimer gibi isimler, bu "taşınabilir hazine" geleneğinin modern bilimdeki temsilcileri oldular.

 

İtaat Etme, İtiraz Et!

Geleneksel eğitim sistemleri "itaat etmeyi" öğretirken, Yahudi eğitim geleneği (Yeşivalar ve Talmudik tartışmalar) tam tersine "itiraz etmeyi" merkeze alır. Kutsal metinlerin bile tartışıldığı bir kültürde büyüyen çocuklar, yetişkinliklerinde bilimsel veya toplumsal paradigmaları yıkmaya daha yatkın hale gelirler.

Rosalind Franklin’in DNA’nın yapısını keşfetmek için gösterdiği inadın arkasında da, Hannah Arendt’in "kötülüğün sıradanlığı" teziyle dünyayı sarsarken gösterdiği cesaretin arkasında da bu "sorgulama kültürü" yatar.

 

Yani diyebiliriz ki; karşımızdaki tablo bir mucize değil, eğitimin ve eleştirel düşüncenin en büyük sermaye olduğunun kanıtıdır. Formül aslında yüzyıllardır aynı: Soru sormaktan korkmayan çocuklar yetiştirmek…

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *