İstanbul
Açık
12°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,4335 %0.04
52,1599 %0.49
7.714,14 % 2,81
88.124,32 %-1.103
Ara
Muhalif. M. ÖZEL Edebiyatın arka bahçesi: Yazarların bilinmeyen ve garip huyları

Edebiyatın arka bahçesi: Yazarların bilinmeyen ve garip huyları

Büyük eserler, her zaman huzurlu zihinlerden doğmaz. Aksine, edebiyat tarihine yön veren pek çok kalem; kaosun, şehvetin ve kimyasal buhranların tam ortasında yaşamıştır. Okurken hayranlık duyduğumuz o satırların arkasında yatan tuhaf ritüelleri, karanlık sırları ve şaşırtıcı alışkanlıkları gün yüzüne çıkarıyoruz…

KAYNAK: HABER MERKEZİ
Okunma Süresi: 6 dk

Oğuz Büber – Muhalif Analiz

Edebiyat dünyasının o büyük, deri ciltli kapaklarının ardında her zaman ağırbaşlı, utangaç ve narin ruhlar yatmaz. Aksine, bugün "klasik" addedilen o dev eserlerin yaratıcıları; çoğu zaman modern rock yıldızlarını bile kıskandıracak kadar taşkın, şehvetli ve sınır tanımaz hayatlar sürmüşlerdir.

Toplum normlarını hiçe sayan bu dâhilerin dünyası; takıntılar, bağımlılıklar ve tuhaf ritüellerle doludur.

Gelin, edebiyatın arka bahçesindeki bu isimlere tek tek göz atalım:

Honoré de Balzac

İnsanüstü bir çalışma temposuna sahip olan Balzac’ın yakıtı kahveydi. Günde 50 fincan koyu Türk kahvesi içtiği, vakit bulamadığında ise telveyi çiğnerek yediği bilinir. Bir oturuşta on kişilik yemek yiyebilen ve çatal kaşık kullanmayı pek sevmeyen yazarın sonunu getiren de muhtemelen bu aşırı kafein yüklemesi oldu.

Edgar Allan Poe

Korku ve gizem edebiyatının babası; afyon, içki ve kumar batağındaydı. Henüz 40 yaşındayken, nedeni tam çözülemeyen bir şekilde (muhtemelen alkol zehirlenmesi veya buna bağlı komplikasyonlar sonucu) bir sokak kenarında bilinci kapalı bulundu ve hastanede hayatını kaybetti.

Stephen King

Korku edebiyatının kralı, 80'li yılları neredeyse hiç hatırlamıyor. O dönemde kokain ve alkol bağımlılığı o kadar şiddetliydi ki, Cujo romanını yazdığı süreci hafızasından tamamen silmiştir. Sürekli kanayan burnu yüzünden daktilosuna kan damlamasın diye özel tamponlar ve korumalar kullanırdı.

Charles Dickens

Tam bir obsesif kompulsifti (OKB). Yazı yazdığı odadaki mobilyalar milimetrik bir düzenle yerleşmezse çalışmayı reddederdi. Eşyaların yerini ezbere bilir, düzenlemek için saatlerini harcardı. Saçlarını günde yüzlerce kez tarar, uğur getirmesi için her şeye üç kez dokunurdu. En garibi ise uyku alışkanlığıydı; yaratıcılığını korumak ve dünyanın manyetik alanıyla hizalanmak için yüzü mutlaka Kuzey Kutbu’na bakacak şekilde uyurdu. Ayrıca Paris Morgu'na gidip sahipsiz cesetleri izleyerek huzur bulurdu.

Lord Byron

Romantizmin asi çocuğu, zamanının en ünlü ve en skandal çapkınıydı. Yazarken ilham gelmesi için kafatasından şarap içtiği söylenir. Kadınlara ve erkeklere duyduğu ilginin yanı sıra, evinde ayı ve tilki gibi egzotik hayvanlar beslerdi. Karısı Leydi Byron'ın boşanma gerekçelerinden biri de onun hayvanlara karşı takındığı bu tuhaf ve zorba tavırdı. Ayrıca sevgililerinin cinsel organ tüylerinden bir parça kesip zarflayarak saklamak gibi garip bir koleksiyon merakı vardı.

Fyodor Dostoyevski

Gelmiş geçmiş en büyük romancılardan biri olan Dostoyevski, iflah olmaz bir kumarbazdı. Kumar masasında defalarca sıfırı tüketti; bu uğurda karısının parasını çaldı, evdeki eşyaları ve kıyafetleri rehinciye sattı. "Tanrı Ortodoks, İsa Rus'tur" diyecek kadar dindar ve milliyetçiydi. Ergen yaştaki kızlara ilgi duyduğunu saklamazdı.

Lewis Carroll

Alice Harikalar Diyarında’nın yazarı aynı zamanda bir mucitti (elektrikli tava, üç tekerlekli bisiklet ve çift taraflı bant gibi icatları vardır). Sıtma, egzama ve şiddetli migren gibi hastalıkları yüzünden döneminin ağır ağrı kesicilerini ve psikoaktif maddelerini (laudanum vb.) kullanmak zorunda kaldı. Takıntı ve saplantı bozukluğu olduğu biliniyordu.

Emily Dickinson

Tam bir münzeviydi. İnsanlardan o kadar kaçardı ki, evine gelen misafirlerle yüz yüze görüşmez, onlarla kapı arkasından konuşurdu. Kendini günlerce odasına kilitler, doktor muayenelerini bile uzaktan yaptırırdı.

Walt Whitman

Amerikan şiirinin bu dev ismi, Başkan Abraham Lincoln’e saplantılı derecede aşıktı ve onun uğruna şiirler yazdı. En büyük keyfi, küvette uzanıp Lincoln’ün fotoğrafına bakarak içki içmek ve etrafa sular sıçratarak yüksek sesle marşlar söylemekti.

Franz Kafka

Sıska bedeninden ve zayıf kaslarından utanırdı, hastalık hastasıydı. Günlüklerinde dış görünüşünden ne kadar nefret ettiğini sıkça yazdı. "Fletcherizm" akımına kapılarak her lokmayı en az 45 kez çiğnerdi. Nudist (çıplaklar) kampına katılmasına rağmen, utancından dolayı orada giyinik dolaşan tek kişi oydu.

Arthur Conan Doyle

Sherlock Holmes gibi rasyonel bir karakterin yaratıcısı olmasına rağmen, kendisi ateşli bir spiritüalistti. Perilerin varlığına ve fotoğraflanabileceğine inanıyordu. Ömrünün son yıllarını ölülerle iletişime ve ruhçuluğa adadı.

William Shakespeare

Hakkında çok az şey bilinse de çapkınlığıyla ünlüdür. Özel hayatı oldukça hareketli olan yazar, Anne Hathaway ile evlendiğinde karısı üç aylık hamileydi; bu durum o dönemin tutucu İngiltere'si için büyük bir skandaldı.

Charles Baudelaire

"Her zaman sarhoş olun! Şarapla, şiirle ya da erdemle..." diyen şair, bu sözünün hakkını vererek yaşadı. Afyon ve alkol bağımlısıydı. Zamanın yükünü omuzlarından atmak için sarhoşluğu bir kaçış olarak gördü. Hayatı frengi hastalığı yüzünden trajik bir şekilde son buldu.

Leo Tolstoy

Gençliğinde tam bir sefahat düşkünüydü. 34 yaşında evlendiğinde, geçmişteki tüm cinsel maceralarını en ince ayrıntısına kadar yazdığı günlüğünü, karısı Sonya'ya zorla okuttu. Yaşlılığında ise tam tersi bir yola girerek eti, alkolü ve tütünü bıraktı. Mal varlığını reddetme noktasına gelince karısıyla arası açıldı. Bir gece yarısı evi terk etti ve bir tren istasyonunda zatürreden donarak öldü. Son sözlerinden birinin "Peki ama ya köylüler... Köylüler nasıl ölür?" olduğu rivayet edilir.

Mark Twain

Hastalandığında kendini iki gün aç bırakarak iyileşeceğine inanırdı. Birçok başarısız icat yaptı ancak "yapışkanlı fotoğraf albümü" fikri tutup ona servet kazandırdı. Doğduğu yıl (1835) Halley kuyrukluyıldızı gökyüzündeydi. "Halley ile geldim, onunla gitmeliyim" dedi ve kehaneti tuttu; yıldızın tekrar göründüğü dönemde hayatını kaybetti.

Oscar Wilde

Çocukluğunu annesinin isteğiyle kız kıyafetleri giyerek geçirdi. Naif yapısı nedeniyle okul yıllarında zorbalığa uğradı. Eşcinselliğin suç sayıldığı Viktorya döneminde cinsel yönelimi nedeniyle yargılandı ve iki yıl ağır hapse mahkum edildi.

Jack London

Sosyalist olduğunu söylese de daha çok "beyazlar için" sosyalizmi savunur, ırkçı görüşleri vardır. İçkiye çok küçük yaşta başladığını iddia eder, günde ortalama bir litre viski içerdi. Böbrek sancıları için aldığı morfinin dozunu ayarlayamayarak (veya kasıtlı olarak) zehirlenip öldü.

James Joyce

Edebiyat tarihinin en tuhaf fetişistlerinden biriydi. Sevgilisi Nora'ya yazdığı ve bugün "Kirli Mektuplar" olarak bilinen mektuplarda; kadının gaz çıkarmasına duyduğu ilgiden, kirli iç çamaşırlarını koklama arzusundan ve tokatlanıp aşağılanma isteğinden açıkça bahsederdi.

Ernest Hemingway

Maço imajının altında kırılgan bir alkolik yatıyordu. Çocukluğunda annesi tarafından kız gibi giydirilip büyütülmüştü. Hayatı felaketlerle doluydu: Beş savaşa katıldı, dört otomobil ve iki uçak kazası atlattı, şarbon, sıtma ve dizanteri geçirdi. Depresyonla baş edemeyerek av tüfeğiyle intihar etti.

Jack Kerouac

Beat kuşağının öncüsü ömrü boyunca alkolle savaştı. Favori içkisi, evsizlerin tercihi olan ucuz şarap markası 'Thunderbird' idi. Hippilerin ilham kaynağı olmasına rağmen kendisi muhafazakar, Katolik ve Vietnam Savaşı'nı destekleyen bir sağcıydı; hippilerden nefret ederdi.

William S. Burroughs

Beat akımının en karanlık ismiydi. Eşcinseldi ve hayatı boyunca depresyonla mücadele etti. Eroin bağımlısıydı ve karısını "William Tellçilik" oynarken (başındaki bardağı vurmaya çalışırken) kazayla vurup öldürdü. Bu olay onu yazarlığa iten karanlık güç oldu.

Charles Bukowski

"Alkol kendini öldürüp tekrar doğmaya benzer" sözünün sahibidir. Eserlerinde toplumun en alt tabakasını, fahişeleri ve kaybedenleri anlattı. İki kez içki yüzünden ölümden dönmesine rağmen kadehini elinden hiç bırakmadı.

Aldous Huxley

Cesur Yeni Dünya'nın yazarı; algı kapılarını açmak için meskalin, LSD ve psilosibin mantarları kullandı. Bu maddeleri bir eğlence aracı değil, mistik ve bilimsel bir deneyim olarak gördü.

Philip K. Dick

Bilimkurgunun dâhisi, amfetaminler başta olmak üzere bilinen pek çok uyuşturucuyu kullandı. Bu maddeler paranoyalarını besledi ve son yıllarında halüsinasyonlarla dolu bir dünyada, akıl sağlığını yitirmiş halde yaşadı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *