Odessa insanlık tarihinin analizidir
Christopher Nolan sinema tekniği anlamında çok büyük bir işi başarmakla kalmıyor, Odessa-The Odyssey filmiyle asırlar öncesinin hikayesini günümüz gerçekleriyle aynı paralelde birleştiriyor. Yaklaşık üçbin yıllık Truva savaşının sonuçları, bir çağ kapatıp yeni bir çağ başlatacak güçteki etkisi temel çatıyı oluştursa da, Nolan’ın ilgilendiği mesele zafer, kahramanlık, yenilgi, kibir, ele geçirme ve inanç gibi insanlığın en temel ve dünyayı şekillendiren problemli halleri. Truva savaşını usta bir manevra ile kazanan İthaka kralı Odysseus eve dönmek üzere çıktığı zorlu yolculukta hem doğaya hem inandığı tanrılara karşı yeni savaşların içine düşer. Zafer kazanmış bir kahramandır ancak yağma ve yıkımları beraberinde taşıyarak on yıllık dönüş yolculuğunda bu gerçekleri sorgulayarak kendisiyle yüzleşmeye çalışır. Evine dönmek için can atar ama neyle karşılaşacağını bilmediği için kimliğini gizleyip yeni bir katliama daha sebep olur.

İnsanlığın bitmek bilmez hırsı ve kahramanlığın ne pahasına olursa olsun ele geçirme ile tarif edildiği dünyada Odysseus işine geldiğinde tanrılara sığınır, gelmediğinde ise onlara karşı mücade etmenin kibiriyle doldurur kendini.
Nolan binlerce yıllık destanı anlatırken ana kahraman üzerinden herşeye sahip olmak istemenin zavallığını vurgulayıp insanlık tarihinin özetini sunuyor. Üç bin yıl öncesini 21. yüzyıla taşımak derken yine bir Nolan filmi olan Oppenheimer izdüşümünü kastediyorum. İnsanoğlu tarih boyunca hep hırslarına yenildi, doğayla barışık ve uyumlu yaşamak yerine ona hükmedecek güce sahip olduğuna inandı ve bu döngü her zaman felaketle sonuçlandı. Çağ kapatıp yeni çağ açmak gibi havalı tanımlar bu gerçeğin perdelenmesidir. Christopher Nolan tam olarak bunu anlatıyor. Tıpkı insanlığa büyük hizmet yaptığına inanan-inandırılan Oppenheimer’ın atom bombası ile dünyanın gördüğü en büyük felakete sebep olması gibi…

Odessa gerçek mekanlarda bilgisayar efektleri kullanılmaksızın çekildi; buna Truva atı sahnesi de dahil. Nolan filmi tamamen 70 mm IMAX kameralarıyla çekerek imkansızı başardı ve sinema kültüründe yeni bir yol açtı. Bütün bunlar tek tek ele alındığında bile deyim yerindeyse “akıllı işi” değil, ancak sinema tutkusuyla açıklanabilir.

Öte yandan Odessa yorumlarına bakınca, acaba aynı filmi mi gördük demekten kendimi alamıyorum. Karakter tahlili yerine oyuncunun kılık kıyafetini veya ten rengini beğenmeyenler (bu bir sözlü destan, Çehov’un Vişne Bahçesi değil), çok tanrılı bir çağda Hristiyanlık propagandası arayıp bulanlar, bu kadar yoğun emekle yapılmış bir başyapıt için Oscar peşinde deyip küçümseyenler; özür dilerim ama Odessa böyle bir şey değil.
Truva’nın gerçek mekanı Çanakkale ve niye orada değil de Yunanistan’da çekildiğine gelince: KDV, ÖTV ve diğer vergiler akıl almaz boyutta olunca yapımcı ne yapsın? Pek çok uluslararası star talep edilen gümrük ve diğer vergiler yüzünden İstanbul’u turne programından çıkartıyor, artık bu noktadayız.