İstanbul
Hafif yağmur
9°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,0704 %0.14
51,2183 %0
7.205,55 % 0,34
71.216,93 %-2.004

“Ezan, Çan, Hazan” Diyarına Selam Olsun

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
“Ezan, Çan, Hazan” Diyarına Selam Olsun

6 Şubat depremleri üçüncü yıl dönümünde anıldı. Kapanmayan yaralar yeniden kanadı;  dinmeyen acılar depreşti. Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun 11 ilinde taş üstünde taş bırakmayan afet ayrıntılarıyla konuşuldu. Anma törenlerinde gözyaşı seller gibi aktı. Ama en çok verilip yerine getirilmeyen sözlere ve yapılan haksızlıklara bir kez daha teessüf edildi.  Adıyaman’ın acısı da pek yamandı. Orada bir otelin çökmesiyle 35'i Kıbrıs’tan gelen çocuk voleybol takımı sporcuları ve turist rehberleri olmak üzere 72 kişi hayatını kaybetmişti. Deprem gerçeğiyle beklenmedik bir şiddette yüzleşen bütün illerimizdeki yoksunluk, yas ve isyan 6 Şubat’ da yine yürekleri dağladı.

Çok Dilli, Çok Dinli Hatay’ın Bitmeyen Yası

6 Şubat’ta televizyonlardan kadim şehrin çamurlu yollarını, hala geçici barınakların 7 metre karelik dar alanına sıkışmış olarak yaşamlarını sürdüren insanları gördük. Hataylılardan da diğer illerimizde olduğu gibi bir vurulduğunda bin ah geldi. Tüm abartılı söylem ve tüm müsrif harcamalara karşı, Hatay’a zamanında ve yeterince hizmet gitmemiş, bağış kampanyalarında toplanan paraların ne olduğu anlaşılamamıştı.  Çok sıfırlı bağış vaadinde bulunan özel kuruluşlar da muhtemelen yolsuzluğa kurban gideceği endişesi ile sözlerinde durmamıştı. Depremle birlikte Hatay’da  "çan düştü, ezan sustu, hazan göçük altında kaldı". Buna rağmen Hataylı acılara göğüs gerdi. Doğup büyüdüğü toprağı terk etmedi. Depremi fırsat bilip ekilmeye çalışılan nefret tohumlarının yeşermesine birlikte engel olmaya çalışıyorlar. Hatay’ın depremle karşılaştığı felaketin yarattığı tehlikenin toplumsal ve siyasi boyutu depremin şiddetinden çok daha büyük. Belki bazı şeyler deşeledikçe daha kötü olur. Ama bu tehlikenin teşhisi ve tedavisi toplumun içine depremle yerleşen virüsün yayılmasını önlemek açısından önemli. Türk’ü, Alevi, Sünni Müslümanı,  Ermeni’si, Arap Ortodoks ve Katolik’i ve Musevi’si ile yüzyıllardır barış içinde yaşayan Hatay’da devlet ziyareti dolayısıyla çeki düzen verilen birkaç sokak, yeniden yapılmış birkaç bina ve bitmek tükenmez bilmez rezerv alan belirsizliği dışında bazı fotoğraf karelerindeki görüntüler Hatay’ın yüzleştiği yeni gerçek.

Fotoğrafların Dili

Yaşam ilkeleri barış olan Hataylılar, deprem ertesinde enkaz altındaki gayrimüslim depremzedeleri “biz Müslüman mahallesine gidiyoruz” diye ölüme terk eden kurtarma ekipleriyle, daha önce bilmedikleri bir acı gerçeği öğrendiler.  Yüzyıllardır bir arada yaşadıkları topraklarında üvey evlat muamelesi görmek acılarını misliyle arttırdı. İki yıl sonra Hatay’ın menkıbelere konu olan Habib Neccar Camii onarılmış. Bunun hızla yapılmış olması sadece cemaate değil, aynı zamanda tarihi mirasa saygı. Ama keşke tarihi camiyi onaran diyanet(veya vakıf), tarihi kiliseyi de onarsaydı. Tesadüfen rastladığım iki fotoğraf karesi yüreğimi sızlattı. Şehrin Hıristiyan ve Musevi vatandaşlarının binlerce yıldır barış içinde yaşattığı inanç ve ibadetlerini, ağır hasar alan kilise ve sinagoglarda sürdürmeleri ve enkaz üzerinde anma törenleri düzenlemeleri büyük bir ayıp. O kilisenin cemaati de aynı tanrının çocukları ve bu vatanın vergi mükellefi. Keşke Habib Neccar onarılırken, binaya inanç barışıyla ünlü Hataylıları kucaklayacak şekilde 3-4 kanat eklenseydi de Hristiyan cemaat enkazda anma töreni yapmak zorunda kalmasaydı.  Böyle yapılsaydı, diyanet işleri. Kudüs’teki kavgalı Yeniden Diriliş Kilisesinden[1] bile kutsal olurdu. Büyük bir felaket yaşamış Hataylıları ayırmadan, “millet” olarak kucaklayan laik bir kurum olduğunu kanıtlardı. Onarımı cemaatlere terk, ümmete dönme niyeti mi?

“ Ezan Sesi Değil, Deprem Yası”

Hatay’da susan Ezan, Müslümanları yeniden ibadete davet etmeye başladı. Davetin dilini,  kadim Arap Ortodoks, Katolik veya Musevi halk da anlıyor. Susan çanlar yüreklerde yine ayrı gayrıya kapı aralamayan bir gelecek umuduyla çalıyor. Ama keşke ezan, daha alçak, yumuşak ve daha ahenkli sesle okunsaydı! Eskiden az sayıdaki camiden, makamınca okunan ezanla, iyilik dilersek tanrının sesimizi duyacağını düşünürdük. Biz “Atatürk Müslümanları” Tevfik Fikret’e  “Sabah Ezanında”[2] şiirini yazma ilhamı veren üslupla ezan okunmasını ne kadar özledik! Bakın şair doğaya nasıl ibadet ettirmiş!

                             “Allah-ü Ekber Allah-ü Ekber, Allah-ü Ekber Allah-ü Ekber”   

                               Bir samt-ı ulvî, güya tabiat, hâmûş hâmûş eyler ibâdet.

                               Bir samt-ı ulvî, kalbi tabiat, bir samt-ı nâlân, ruh-i avâlim,

                               Etmekte zikri-i hallâk’ı daim, etmekte ra’şân ra’şân ibâdet.”

Ezan sesi deprem yasındaki Hatay’dan başlayarak, Türkiye’nin her köşesinde, sevecen bir çağrıya dönüşmeli Dili ve dini ne olursa olsun, tanrıdan manevi güç ve umut dileyen herkese doğanın “sessiz ve sakin” ibadetini çağrıştırmalı. Böylece “yaratıcının yüceliği” daha iyi hissedilmez mi?

[1] Hazreti İsa’nın defnedildiği yer olduğuna inanılan Kıyamet kilisesinin anahtarı mutemet Kudüs Müftüsündedir.

[2] Fikret’in 1897 de yazdığı “Sabah Ezanında” şairin dini içerikli 4 şiirinden biridir. Bknz: Rubab-ı Şikeste.

Sözlük: Samt-ı ulvi: Yüce suskunluk, Hallâk: Yaratıcı,  Hâmûş: Sessiz, susmuş, Nalân: İnleyen, Aval: Dünyalar, Ra’şân: Titrek, titreyen

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız