Küllerinden doğan şehir “Köln”
Geçen hafta köşemde Kölner Dom’a yer vermiştim. Bu hafta şehri tanıyalım. Çünkü II. Dünya Savaşı’nda neredeyse büyük yıkım yaşayan şehir, adeta küllerinden yeniden doğuyor.
Öyle ki 1945 yılında şehrin %90’ı yıkılırken sivil kayıp 20.000, evsiz kalan kişi sayısı ise 59.000. Ve bu şehir tarihle sınav verirken yeniden inşa edilip günümüze kadar gelerek Almanya’nın dördüncü en kalabalık şehri olarak kayıtlara geçiyor. Tabii şehrin silüetine damga vuran, yapımı yüzyılları aşan Köln Dom dışında şehir aslında buram buram tarihi en derinden yaşıyor ve günümüze ulaşıyor.
Roma’dan Gelen İzler
Roma’dan bugüne uzanan köklü tarihiyle, kendine has mutfağıyla ve canlı eğitim hayatıyla bence Almanya’nın ilk 5 listesinde yer alır bu şehir.
Roma İmparatorluğu döneminde kurulan Köln, bugün hâlâ o izleri taşır. Mesela Rathaus çevresindeki Praetorium gibi kalıntıları görürseniz şaşırmayın. Roma döneminden Orta Çağ’a, Prusya yıllarına ve en sonunda modern Almanya’ya uzanan müthiş bir tarih var burada.
Mesela Köln, 12. yüzyıldan itibaren Hristiyan âleminde Kudüs, İstanbul ve Roma’nın ardından kutsal şehir olarak ilan edilmiş. Bunu duyunca bir şaşırmadım değil. Bir ara bu konu üzerine bir yazı yazacağım, bilginiz olsun.

Bana Köln’ü kısaca anlat deseler sanırım söyleyeceğim cümle şu olur:
“Fransız işgaliyle kesintiye uğrayan üniversite hayatı, değişen siyasi dönemler ve en önemlisi savaşın bıraktığı izler ve günümüz Köln.”
II. Dünya Savaşı’ndan önce bir de Fransız ve İngilizler tarafından işgale uğrayan şehir, Prusya’nın parçası oluyor. Daha sonra bilindiği üzere şehir, II. Dünya Savaşı’nda Almanya’da en ağır bombardımana maruz kalıyor. Bir nevi bu şehir yıkıldıkça direniyor, direndikçe yeniden iyileşiyor.
Kuzey Ren’in Kültür Merkezi
Köln’de sayısız galeri ve 30’dan fazla müze vardır. En bilindik müzeler arasında:
-Chocolate Museum
-Museum Ludwig
-NS Documentation Centre of the City of Cologne
-Wallraf-Richartz Museum
-Duftmuseum im Farina-Haus
Şehri deneyimlerken aynı zamanda müzelerde keyifli dakikalar geçirebilirsiniz.
Ayrıca bu şehirde birçok yükseköğretim kurumu bulunur. En eski ve köklü üniversite olan University of Cologne, 1388’de kurulmuş ama 1798 yılında kapanmış, 1919 yılında yeniden açılmıştır. Bugün Avrupa’nın büyük üniversitelerinden biri olarak varlığını sürdürüyor.
Köln’ün öğrenci hayatı yalnızca bu üniversiteyle sınırlı değil. TH Köln de 20 binin üzerinde öğrenci sayısı ve uluslararası yapısıyla eğitim atmosferini besleyen önemli kurumlardan biri.
Bu yüzden Köln, aslında turist ağırlamıyor; aynı zamanda öğrenci barındırıyor. Bu da şehri hareketli kılıyor. Bence bir kentin genç kalmasının yolu biraz da eğitimden geçiyor.
Köln Lezzetleri ve Kölsch
Şehrin en bilinen içeceği tabii ki Kölsch. Ve bence mutfağını temsil edecekse tek başına bile rahatça edebilir.
II. Dünya Savaşı sırasında 40’tan fazla bira fabrikası varken savaş sonrası sadece 2 tanesi ayakta kalabilmiş. Daha sonra fabrikalar yeniden kurulmaya başlanmış ve bugünkü Kölsch ortaya çıkmış.
İnce uzun bardakta sunulmasıyla adı giderek duyulmuş ve şehrin sembollerinden biri olmuş.
Bir diğer lezzet ise elma ve patates püresinin yanında genellikle kan sosisiyle hazırlanan Himmel un Ääd. Bu geleneksel tabağı tatmanızı tavsiye ederim.
Kısacası Köln, yıkılmış ama teslim olmamış, susmuş ama vazgeçmemiş…
Tıpkı insana yeniden ayağa kalkmayı hatırlatıyor, sizce de öyle değil mi?