Çikolata her zaman tatlı olmaz
Çocuklar içeri girer girmez, o koskoca kapı arkalarından gürültüyle kapandı. Parlak, ama göz kamaştırmayan hoş ışıkların aydınlattığı bir salondaydılar şimdi. Duvarlar menekşe mavisi, akide şekeri beyazı ya da pamuk helvası pembeliğinde yansımalar yapıyordu.
Bana bir masal anlat
Gece olmuş, Bağdat Sarayı’nın altın kaplı abanoz kapıları kapanmıştı. Nöbetçiler karanlığın arkasından belli belirsiz görünen İpek Yolu’nu gözlüyorlardı. Koca Bağdat şehri derin bir sessizliğe bürünmüştü. Ara sıra bir baykuş ötüyor, Dicle kıyısındaki kamışlıklarda yanık bir bülbül sesi duyuluyordu.
Hıçkırıklar içinde
Tokatlıyan Oteli’nin kapısına geldi. Otelin pastanesinin geniş pencerelerine baktı. Pencereler, içerisinin tam görülmemesi için büzgülü tüllerle kaplıydı.
Batı cephesinde yeni bir şey yok
“Sessizlik lütfen”. Aslında görevlinin bu uyarıyı yapmasına hiç gerek yoktu. Gece mavisi duvar kağıtlarıyla kaplı salonu dolduran insanlar, ‘O’nun saatinin geldiğini bildikleri için, bir anda derin bir sessizliğe bürünmüşlerdi zaten. Lambalar söndürüldü.
Bir hoş sada bırakıp gitti
Yatsı namazını kıldıktan sonra Sedefçiler Camiinden çıktılar. Çatır çatır ayazlı bir gecede Çemberlitaş’ı geçtiler ve Hoca Rüstem sokağına girip, konağa ulaştılar. Girişteki sofaya kurulmuş olan büyük çini sobanın etrafına toplandılar. Isındılar.