Bir çift güvercin havalansa…
Ayakkabı boyacısını her zamanki yerinde göremeyince, kahvehanenin önünden hızla geçtim. “Onu da kaybettik işte” diye düşündüm. Sıra belki de bana geldi korkusuyla adımlarımı hızlandırdım. Sabahın sessizliğinde yükselen o bildiğim ıslık sesini duyunca durdum.
“Fikrimin İnce Gülü”
Yürüyor. Her gün yaptığı gibi, o pırıltılı Temmuz sabahında da Sarıyer sahilinde yürüyor. Denize bakarak yürüyor. Tamir için kıyıya baştankara etmiş iki istimbot. Mavi biyeli fanilalar giymiş, bıçkın tavırlı bahriyeliler. ‘Maçunaya geç’ diyor biri arkadaşına.
Karanlığı boyayanlar
Bakır meşaleler gecenin karanlığını aydınlatıyor, çalgıcılar altın dişleriyle gülüyor, ateşten nefesleriyle dantelalarını kemanlarının yakasına takıyorlardı. Utlar, kemanlar, klarnetler, Endülüs işi perdesiz gitarlar, ziller, defler çok eski zamanların adı konmamış eski bir müziğini çalıyordu.
“Ben Tarzan, sen Ceyn”
Mısır unu lapası ve tuzlanmış, kayış gibi sert sığır etinin patateslerle birlikte kaynatıldığı o tuhaf bulamaçtan ibaret öğle yemeğini yedikten sonra, öteki kovboylarla birlikte samanlığın gölgesine çekildi.
Akıl oyunları
Pentagon’un sivil plakalı arabalarından biri, bahçeli evlerin yan yana sıralandığı sokağa girip durdu. Sürücü inip arka kapıyı açtı. Açık renkli bir pardösü giymiş, ince uzun bir adam arabadan indi. Sokağın loş karanlığında sağına soluna bakındı. Bir iki gölge görür gibi oldu.