Ya barbarlar gelmezse?
Öylece oturup bekliyoruz. Sessiz. Kımıltısız. O kadar uzun bir zamandır bekliyoruz ki, korkuyu da unuttuk artık. Bundan daha korkutucu ne olabilir ki? Hiçbir şey yapamadan onları beklemek.
Sürgünler, kökleri kesilmiş insanlardır
İşte yine Paris’teyiz. Akşam saatleri. Arabanın penceresinden dışarıya bakıyorum. Sokakları ve yayaları seyrediyorum. Yağmur yağıyor. Sokak lambaları ışıltılı bir Paris akşamını gösteriyor. Her yer bir ışık denizi içinde yüzüyor.
Akşam karanlığında dünya
Değişiklik apansız olmadı. Bütün her şey yavaş yavaş, kendini göstere göstere gelişti ve bu, olup bitenleri fark ettiklerinden beri dehşet içinde izlemekte olan insanları, her geçen zaman diliminde biraz daha çıldırttı. Oysa başlangıçta her şey sıradandı.
Büyümek istemeyen çocuklar nereye uçar
Yarı yarıya kapalı göz kapakları arasından kadına baktı. İpek iç çamaşırlarıyla kadın, itici, utandırıcı bir çıplaklık içindeydi. Onun sinirli sinirli bir sigara yakmasını, kristal bardağa vişne likörü dökmesini, likörü bir dikişte bitirmesini izledi. Kadın kadehi masaya bıraktı.
Kum kadınları
Yaşadığım bunca tuhaf şeyin bir böcek, küçücük bir böcek yüzünden başıma geldiğine inanmanızı bekleyemem ama ne yapayım ki gerçek bu. Bir böceğin peşine düştüm ve sonunda birazdan okumaya başlayacağınız garip şeylerle karşılaştım. Ben bir böcekbilimcisiyim.