Sonunda bahar da geldi işte
Eski, çok eski bir tarihte günlerden bir gün Dumuzi öldü. Sümer halkı yasa boğuldu. Dumuzi, Bitkiler Tanrısı Dumuzi ölemezdi. O her zaman gözlerinin önünde olan, şafağın ilk pembe ışıkları yamaçlara vururken sürüsünü alıp kırlara çıkan çoban tanrı Dumuzi nasıl ölebilirdi?
Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için
Hizmetçi kadının heyecanlı bir şekilde uzun uzun anlattıklarını dinledikten sonra üç arkadaş kesin kararlarını verdiler. İngiltere’ye gideceklerdi. Bunun için de önce yaşadıkları yer olan Paris’ten çıkmaları ve kendilerini İngiltere’ye götürecek bir tekne bulabilecekleri en yakın limana ulaşmaları...
Asteriks ve Red Kit
İllirya ve Gallia Narbonensis’de konuşlanmış o dört lejyondan bundan böyle yararlanamayacağım artık ortada. Ariovistus’un liderliğindeki Helvetii kabileleri, onları yok ettiler çünkü. Ne yapmalıyım? Besbelli ki, en az iki yeni lejyon daha toplamalıyım.
O acılı “Mor Yıllar”
Arkamdaki adam pantolonunu indirirken, ben ‘holy holy’ diye şarkı söylüyordum. Güldün mü? Gül, ama böyle anlarda şarkı söyleyebilirsin. Böyle zamanlarda komik şeyler düşünebilirsin. Carolina’yı biliyor musun? Orada bisküviler yumuşak ve tatlı olurlarmış. İşte o anda ben böyle şeyler düşünüyordum.
Türk’ün Türk’ten başka dostu…
Boğaza girdik ve aynı anda sert bir poyraz da başladı. Arkadan gelen rüzgar yelkenleri şişirirken, birazdan başlayacağı besbelli olan yağmurdan önce etrafı görebilmek için kaptan köşkünün önündeki ayaklığa çıktım.