Ravel ve “Bolero’’
O Haziran gecesinde Paris sokakları cıvıl cıvıldı. Kestane ve ıhlamur ağaçlarının çiçeklerinden yükselen koku baş döndürüyordu. Parisliler, 1928 Haziranı’nın bu büyülü gecesinde Paris Opera binasını hınca hınç doldurmuştu. Heyecanlıydılar.
Zil, şal ve gül…
Bakır meşaleler gecenin karanlığını aydınlatıyor, çalgıcılar altın dişleriyle gülüyor, ateşten nefesleriyle dantelalarını kemanlarının yakasına takıyorlardı. Utlar, kemanlar, klarnetler, Endülüs işi perdesiz gitarlar, ziller, defler çok eski zamanların adı konmamış eski bir müziğini çalıyordu.
“Aşk Hikayesi”
Sonradan çok düşündü. İleride yaşayacağı o onulmaz acıları bilebilmesi mümkün olsaydı eğer, yine de gider miydi kütüphaneye o gün? Şıkırdım bir mayıs günüydü. Sabahtan üniversitedeki küçük kütüphanenin yolunu tutmuştu. Burayı seviyordu. Ana kütüphanede kitap alma işlemleri çok uzun sürüyordu.
Şah İsmail’in göz yaşları
Yok. Başlığa bakıp da, Yavuz Sultan Selim’e Çaldıran’da yenilen, sonraki ömrünü de üzüntüyle geçiren ünlü Safevi hükümdarı Şah İsmail’den bahsedeceğimi sanmayın. Benim amacım, sözü bir zamanlar İstanbul’da pek moda olmuş çadır tiyatrolarına getirmek.
Sonunda bahar da geldi işte
Eski, çok eski bir tarihte günlerden bir gün Dumuzi öldü. Sümer halkı yasa boğuldu. Dumuzi, Bitkiler Tanrısı Dumuzi ölemezdi. O her zaman gözlerinin önünde olan, şafağın ilk pembe ışıkları yamaçlara vururken sürüsünü alıp kırlara çıkan çoban tanrı Dumuzi nasıl ölebilirdi?