Flamingolar, Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü
Arnavutluk bir aya yakın bir süredir hükümete karşı protesto gösterileriyle çalkalanıyor. ABD’nin, hakkındaki yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkan kaçık Başkanı Donald Trump’ın kızı İvanka ve damadı Jared Kushner’ın ülkenin önemli SİT alanlarından, özellikle flamingoların geçiş yeri olarak bilinen Zvernec bölgesindeki kuş cennetine lüks oteller ve tatil köyleri yapma girişimi Arnavutluk halkını fena halde kızdırdı. Yıllardır ülkenin siyasi sistemiyle ilgili hoşnutsuzluğunu dile getiren halkta, SİT alanına lüks tatil köyü yapma projesi bardağı taşıran son damla oldu. Başbakan Edi Rama ve hükümetinin istifa etmesini isteyen Arnavutlar her gün akşam üstü 19.00’da başkent Tiran’ın merkezindeki meydanda toplanarak protesto gösterilerini kesintisiz yapıyorlar; güvenlik güçlerinin zor kullanmasına karşın direniyorlar. Protesto gösterileri ülkenin başka bölgelerinde de sürüyor.
Deutsche Welle’nin haberine göre protestocular hukukun üstünlüğüne saygı ve demokrasi savaşı verdiklerini söylerken Başbakan Rama ise gösterilerin “hibrid bir savaşın parçası” olduğunu öne sürüyor. Protestocular, Edi Rama Hükümeti’nin, Komünizm döneminden kalma alışkanlıklarını, yolsuzlukları ört bas ederek hesap vermeme politikasını yıllardır sürdürdüğünü, flamingolar cennetini peşkeş çekme karşılığında hayli yüklü rüşvet aldığı suçlamasında bulunuyorlar. Öte yandan Başbakan Rama protestocuları “dış güçlerin maşaları”, “ajanlar”, “hainler” olmakla suçluyor. Sürekli internet ve başka haberleşme ağlarından ülke dışındaki, özellikle de İran’daki işbirlikçileri tarafından yönlendirilmekle suçluyor.
Arnavutluk’un tanınmış siyaset bilimcilerinden Blendi Kajsiu, gösterilerin çevre koruma içgüdüsünün ötesinde çok derin bir siyasi krizi ortaya çıkardığını söylüyor. Kajsiu’ya göre göstericileri bir araya getiren unsur ortak ideolojileri değil Arnavutluk’un siyasi rejimine karşı duydukları öfke. Kajsiu bu konuda şöyle diyor:
“Arnavutluk’un demokratik modelinin nasıl bir kriz içinde olduğuna tanıklık ediyoruz. Protestocular halihazırdaki siyasi sistemin artık kendilerini temsil etmediğine inanıyorlar.”
Protestolar devam ederken devreye Avrupa Birliği (AB) de girdi. Avrupa Parlamentosu (AP) ülkenin SİT alanlarına verilen imar izinlerinin derhal kaldırılması ve yeni izinlerin verilmemesi çağırısında bulundu. AP, Arnavutluk’un AB’ye tam üyelik müzakerelerinin sürdüğünü hatırlatarak Rama Hükümeti’nin AB normlarına uyması gerektiğinin altını çizdi.
Bunları yazarken tam 13 yıl önceki Gezi Parkı olaylarını hatırladım. Bizim AKP Hükümeti, İstanbul’un az kalan nefes alma alanlarından Taksim’in göbeğindeki Gezi Parkı’nı yıkıp alışveriş merkezi ve rezidanslar yapmaya kalkışınca sağcısı, solcusu, muhafazakarı, DEM’lisi, Ülkücüsü, hem çevrenin korunması amacıyla hem de dayatmacı politikalara baş kaldırmak için gösteriler düzenlemiş, gösterilere polis çok sert müdahale etmişti. İçlerinde gencecik çocuklar dahil sekiz kişi ölmüş, 9000’in üstünde kişi de yaralanmıştı.
Gezi Parkı olaylarının hatırlanan en çarpıcı enstantanelerinden birisi bir belediye başkanının ruh hastası gelininin, başları bandanalı, siyah deri pantolonlu bir grup Gezi protestocusunun cinsel saldırısına uğradığını, bebeğinin korkudan hastalandığını iddia etmesiydi. İddiaya inanan bazı hükümet erbabı, “Başörtülü bacımın üstüne işediler, “diyebilmiş, ancak kadının söylediklerinin yalan ve fantezi olduğu, sokak kameralarındaki görüntülerle saptanmıştı. Kimi gazetecimsiler de çıkıp olayın doğru olduğunu iddia etmiş, yalan ortaya çıkınca da sipere yatmışlardı. Bir başka Gezi iddiası da bir grup protestocunun Dolmabahçe Camii’ne girip içeride bira içmeleriydi. Bunun da yalan olduğu daha sonra anlaşılmıştı. AKP iktidarı Gezi olaylarının “dış güçlerin tezgahı” olduğunu da ileri sürmüştü. Otoriter ve dayatmacı iktidarlar nasıl da birbirlerine benziyorlar.