Fahri S. Korutürk: İz Bırakan Bir Cumhurbaşkanı
Kapkara ülke gündeminden arada bir çıkmakta yarar var. Bugün size "iz bırakan" bir cumhurbaşkanımızdan söz etmek istiyorum.
12 Ekim 2026, 6. Cumhurbaşkanımız Fahri S. Korutürk'ün aramızdan ayrılışının 39. yıldönümüydü. 12 Ekim 1987'de Moda'da yaşadığı Cimcoz Apartmanı'nda yaşamını yitirmiş, ardından da Başkent'te henüz inşa edilen Devlet Mezarlığı'nda ilk olarak toprağa verilmişti.
Moda Deniz Kulübü, Korutürk'e vefa göstererek her zaman Moda'da büstü önünde yapılan tòrenlerde çelengini sunar, zaman zaman da kulüpte anma programları düzenler. Bu 12 Ekim'de de Moda Deniz Kulübü benden bir konferans istedi. "Moda'dan Çankaya'ya: 6. Cumhurbaşkanı Fahri S. Korutürk" başlıklı konuşmamın odak noktası olarak onun "iz bırakan bir cumhurbaşkanı" ve "özgür parlamenter sisteme bağlı bir cumhurbaşkanı" olmasını seçtim. Bu bağlamda konuşmamda yer verdiğim birkaç nokta üzerinde duracağım...

DEMOKRASİYE BAĞLI BİR CUMHURBAŞKANI
Soyadını Atatürk'ün verdiği, TBMM'de AP-CHP uzlaşmasıyla, CGP'nin de desteğiyle büyük çoğunlukla cumhurbaşkanı seçilen Fahri S. Korutürk, hakikaten iz bırakan bir cumhurbaşkanlığı yaptı. Öncesinde Deniz Kuvvetleri Komutanlığı da yapan Korutürk, buna karşın görev süresinde askeri kışlada tutan bir profil sergilemiş, hatta Genelkurmay Başkanı Evren'in 12 Eylül öncesinde "başımıza geçin" önerisini kesin bir ifadeyle reddettiği gibi, görev döneminde bir asker kalkışmasına set çekmiştir. Bunun için parlamentoyu öncelemiş, meselelerin çözüm yeri olarak parlamentoyu işaret ederek özellikle iki büyük parti AP ve CHP'nin "büyük koalisyon" kurması yönünde birtakım girişimlerde bulunmuştur. Korutürk, bu çerçvede basın müşaviri Ali Baransel'e şunları söylemiş, o da durumdan vazife çıkararak basının konu üzerinde durması için temaslarda bulunmuştur:
“Sayın Baransel, siz de görüyorsunuz ki, Türkiye'nin geniş tabanlı bir hükümete ihtiyacı var. Parlamentodaki dağılıma göre, böyle bir hükümet modeli ancak CHP-AP koalisyonu ile mümkün olabiliyor. Bütün gayretlerime rağmen bu partilerin liderlerini bir türlü ikna edemiyorum. Nuh diyor, peygamber demiyorlar. Bu konuda basının ve kamuoyunun da liderler üzerinde baskı yapması lazım.”
Korutürk'ün tavrı açık ve nettir:
“Temsil ettiğim meclise karşı başkomutanlığımı nasıl kullanırım? Kendilerinden aldığım vazifeyi kendilerini ortadan kaldırmak için nasıl kullanırım.”
Şu da çok önemlidir: Genelkurmay Başkanı Evren ve Kuvvet Komutanlarının uyarı mektubunu Köşk'e çağırdığı iktidar ve ana muhalefet partisinin liderleri Demirel ve Ecevit'e birlikte vermiş, şu yaklaşımı ortaya koymuştur:
"Yıllarca büyük zahmetlerle büyüttüğümüz demokrasi ağacı şiddetli bir fırtınayla sarsılmış, eğilmişti. Ben bu fırtınayı parlamentoya kanalize ettim. Fırtınanın şiddetini durdurup demokrasi ağacının yeniden doğrulmasına parlamentonun katkı sağlamasına imkan tanıdım."

KRİTİK YEDİ YIL
Korutürk'ün 6 Nisan 1973-6 Nisan 1980 arasındaki görev dönemi; 1974'te CHP-MSP koalisyonu kurulana kadar iki teknokrat hükümetle birlikte çoğunlukla koalisyon hükümetleri ve azınlık hükümetleri ile geçen oldukça çetin bir dönemdir. Bu çetin ve yer yer kaotik dönemde parlamenter demokrasiyi işletmek, anayasaya dayanarak süreci götürmek hiç de kolay değildir ancak Korutürk üstesinden gelmeyi başarmıştır.
Korutürk, görev döneminin sonundaki veda mesajında kritik yılları şöyle izah etmiştir:
“Görevde bulunduğum süre içinde dünya ve ülkemizin yer aldığı bölge gibi, Türkiye de karşı karşıya olduğu ekonomik ve sosyal sorunlar nedeniyle, yakın tarihimizin en güç ve çalkantılı dönemlerinden birisini yaşamış ve halen de bu zor dönemden tam çıkamamış durumdadır. (...) Göreve başladığım günden bu yana ülkemizde 8 hükümet kurulmuş bunlardan güvenoyu alamayan 2'si ile Millet Meclisi'nin güvenine mazhar olan 6'sı değerli vazifeler ifa etmiştir.”
KIBRIS MESELESİNİN ÇÖZÜMÜNDEKİ KATKISI ÖNEMLİ
Korutürk, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli meselelerinin başında gelen Kıbrıs meselesinin çòzümünde, Kıbrıs Barış Harekatı'nda da liderliğiyle iz bırakmıştır. Harekat öncesinde kritik MGK ve Bakanlar Kurulu'na başkanĺık yaparak Kıbrıs'ta çözüm için tek seçeneğin askeri harekat olduğuna işaret ederek hükümete yol göstermiştir:
"Beyler! Kıbrıs Türklerini korumak için birşey yapmak istiyorsanız, sırası şimdidir; eğer şimdi yapmazsanız bie daha hiçbir zaman yapamazsınız."

CUMHURBAŞKANLIĞI ÖNCESİNDE ÖNEMLİ DEVLET GÖREVLERİ
Korutürk, cumhurbaşkanlığı öncesinde de kritik devlet görevlerinde bulunarak Atatürk'ün verdiği soyadına layık katkılarda bulunmuştur. Henüz Dz. Kurmay Yüzbaşı iken Lozan'dan kalan Boğazlar meselesini çözen Montrö Anlaşması'nın görüşmelerine üç kişilik Türk heyetinde uzman subay olarak yer almış; bilahare 1957-59 arasında Deniz Kuvvetleri Komutanı olmuştur. 27 Mayıs sonrasında ise soğuk savaş döneminin kritik başkenti Moskova'da dört yıl büyükelçilik yapmıştır. Daha sonra Cumhurbaşkanı Sunay'ın atadığı Kontenjan Senatörü olarak görev yapmış ve Kontenjan Grup Başkanı da olmuştur.
ETTİĞİ YEMİNE SADIK KALDI
Korutürk, ettiği yemini makamındaki sümene yapıştırmış, Çankaya'daki mesaisine her başladığı gün sümeni açarak o yemini okumuş, yeminine sadakatle görevini tamamlamıştır. Yukarıda belirttiğim gibi ne askerlerin "başımıza geçin" önerisine ne de siyasilerin gòrev süresinin iki yıl uzatılması önerisine kulak asmamıştır.
6. Cumhurbaşkanımız Korutürk, kanımca Atatürk ve İnönü'den sonra en çok iz bırakan cumhurbaşkanı olarak tarihteki yerini almıştır. Bıraktığı izde yarım yüzyılı aşan bir süredeki çok yönlü bir devlet adamı olarak katkısı ve bulunduğu görevlerdeki üstün başarısının payı olduğu kadar; cumhurbaşkanı iken 12 Mart buhranından çıkılmasındaki rolünün, 12 Eylül'ün yerine ısrarla parlamentoda çözüm aramasının da payını da görmek gerekir.
Öteyandan İngilizce, Almanca, İtalyanca bildiği halde resmi programlarda özenle Türkçe konuşan; konuşma metinlerini bizzat kaleme alan bir cumhurbaşkanıydı Korutürk. Başka bir yazıda kendisini anlatan kitaplardan, kendisinin yazdıklarından söz edeceğim.
Onu aramızdan ayrılışının 39. yılında saygıyla anıyorum.