İstanbul
Kapalı
17°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
49,4020 %0.02
55,4164 %0.10
6.607,23 %0.01
83.503,31 %-0.08

Çürüme mi yoksa kokuşma mı?

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Çürüme mi yoksa kokuşma mı?

Bütün renkler aynı hızla kirleniyordu,
birinciliği beyaza verdiler.

Özdemir ASAF

Tam bir çürüme... Tam bir kokuşma... Tuzun koktuğu yerdeyiz... Hatta suyun çürüdüğü yerde...

Eylül ayı içersinde Ankara ve İstanbul’a yaptığım bir haftalık, iş-eğitim-politik içerikli gezimin sonunda edindiğim duygu bu.

***

Son Türkiye seyahatimde gözlemlerim çok üzdü, hatta korkuttu beni…

***

Ekonomiye bakıyoruz, yerlerde... Enflasyon çift haneli. Üretim durgun...

Turizm eh işte…

***

Eğitim alanındaki durum içler acısı... Gençler geleceğini yurt dışında hayal ediyor…

***

Son olaylar ülke tarihinin en vahimlerinden. Eski bakanlar borsada milyarder oluyor...

Son makalemde değinmiştim. Kimse artık milyona bakmıyor. Hedef milyarder olmak...…

***

Bu ortamda aklıma sanat-edebiyat dünyasından örnekler geliyor.

Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU ’’Sodom ve Gomore’’yi yazmıştı. Okumanızı tavsiye ederim. Oktay AKBAL ’’Önce Ekmekler Bozuldu’’ demiş ve aynayı toplumun yüzüne tutmuştu. Günümüzde bozulmayan ne kaldı dersiniz?

Bu konular yeni değil ki. Giovani BOCCACİO kaç yüzyıl önce ’’Decameron’’ romanını yazmıştı İtalya’da. Tekrar okusak mı?

Şu İtalya ne de çok sanatçı çıkarıyor... İşte bu İtalya’nın yetiştirdiği bir büyük sinemacı: Pier Paola PASOLİNİ. Büyük ve aykırı bir rejisör. Hangisi başyapıtı karar veremiyorum; 1971 yılında yönettiği ’’Decameron’’ mu yoksa 1975 yılında çevirdiği son filmi ’’Sodom’un 120 Günü’’ mü?

Önce ekmekler bozuldu, sonra süt ve en sonunda insan... Günümüzde toplum çürüdü... Bıçak kemiğe dayandı... Ne diyordu şair Hasan Hüseyin KORMAZGİL?

 

BIÇAK KEMİKTE

Eti geçti, duydun mu?

Bıçak kemikte.

Duymadınsa duy artık

behey Allah'ın kulu,

bıçak kemikte.

Duy da silkin n'olursun

bu ne biçim uyku bu.

Bıçak kemikte.

 

Verilmemiş alınmış hep,

yük vurulmuş dağlar gibi, –insanlık bu mu?

Çalıyor sömürünün imdat çanları,

kımılda da kurtar şu onurunu

bıçak kemikte.

 

Topraksa paylaşılmış, kıyılarsa yağmalanmış,

umut hacizde,

ya bu neyin puştluğu bu

sana yokluk sana yasak sana dam

insan değil –hâşâ –bir yağmacıı soyu bu,

bıçak kemikte.

 

Üretensin yaratansın yürütensin dağları,

bakma öyle kilit kilit, duvar duvar.

Yetsin artık bu susku

bıçak kemikte.

Anasın boynun bükük, babasın kolun kırık

oğullar kan içinde.

Kaldır artık başını

«kalsın benim dâvam dîvana kalsın» demiş ozan.

O dîvan sensin artık

bıçak kemikte.

Hasan Hüseyin KORKMAZGİL (1927–1984)

***

Neden sadece üzülmediğimi aynı zamanda korktuğumu da açayım biraz. Kendi adıma değil ülkem ve halkım adına korktum. Eğer durum böyle devam ederse sonu çok kötü olur. Türkiye için çok kötü olur, halkımız için çok kötü olur, hepimiz için çok kötü olur...

Yaptığım gözlemlere göre gerçekten de durum vahim ve ürkütücü.

İstanbul’da İstiklal Caddesi’nde yürüyoruz bir dostumla. Arkadaş iş insanı ve eğitimci. Arkadaşım diyor ki, ’’Bak Hocam bak, işe çıkmışlar... ’’Oooo bunlardan her yerde çok var...’’ diyorum. Arkadaş itiraz ediyor ve bana önünüzde yürüyen 15-16 yaşlarında üç sıbyanı, ergeni gösteriyor ve ’’Tıpkı hayat kadınları gibi, bunlar da bu saatlerde işe çıkıyorlar, bedenlerini satıyorlar...’’ diye devam ediyor. ’’Şu yolda yürüyen iki kız da öyle.’’ diye ekliyor...

Sağa sola daha değişik bir gözle bakmaya başlıyorum... Aman Allahım, işe çıkanan kızlardan ve sıbyanlardan ne kadar da çok var sokaklarda... İçim acıyor... Mideme bir ağrı çöküyor... Bu gençleri bu hale getirenler utansın. YAZIKLAR OLSUN!

Çöküş başlamış gibi... Çöküş mü diyelim yoksa kaçış mı?

+++

Aktuel gelişmeleri izleyenler bilir. Başı bağlı bacıların mentalitesi Almanya’ya da sıçradı.

Daha birkaç yıl önce ithal gelin olarak Almanya’ya gelen alnı secdeye değen ve başı bağlı 39 yaşında bir T.C. yurttaşı, Alman vatandaşı olan 44 yaşındaki eşiyle birlikte Bakım Sigortası Kasası’nı 11 000 000,00 Avro (Onbir milyon Avro) çarpmış, dolandırmış.

Alman devleti olaya hukuk çerçevesinde el koymuş, bu başı bağlı bacıyı hemen tutuklamış ve tüm mallarına el koymuş: Lamborgini, Mercedes AGM, Porsche, silah, ondört bin Avroluk çanta, yüzkırkbin Avroluk saat ve ellibirbin Avro para... İşte size saçını göstermeyen başı bağlı bacılar. İşte size alnı secdeye değmiş kişiler. Galiba her şey algı ve gösteriş... Ve de her şey para için.          

Soru şu: Bu durumda, Almanya bizi kıskanıyor mudur acaba?

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız