Bugün sadece bugün değildir
Toplumlar yaşamlarını sürdürürken, geleceklerini geçmiş birikimlerinin üzerine inşa ederler. Tüm geçmiş deneyimleri, gelecekleri adına bir basamaktır. Olumlu ya da olumsuz adımlarının, birikimlerinin yine olumlu ya da olumsuz sonuçlarını biriktirerek ve sonraki nesillere aktararak hayatlarına devam ederler. Bir günde var olmadıkları gibi, bir günde de yok olup gitmezler.
Bu bağlamda ülkeler, hele bizim gibi köklü bir geçmişe sahip olanlar, günü kurtarmak üzerine inşa edilmiş politikalarla yollarına devam edemezler. Geleceği planlamadan, sadece toplumun bir kesimine güvenerek kısa vadeli bir anlayışla yönetilemezler. Bu yaklaşımla bir ülkenin geleceğini inşa etmek uzun vadede mümkün de değildir.
Toplumları, devlet organizasyonu içinde var eden, güçlü kılan büyük ölçüde insan kaynaklarıdır.
Başta çocuklar ve gençler olmak üzere en ücra köşesindeki köylüsü, çiftçisinden, en eğitimlisine, yöneticisine, iş insanına kadar geleceği toplumun tüm beşeri kaynakları üzerinden planlamak, inşa etmek şarttır.
Öteden beri, ama özellikle modern dönemde, kalıcı gelişme ve kültür birikimini gerçekleştirebilmiş ülkeler bunu doğal kaynaklarında daha çok geçmişten bugün taşıdıkları insan kaynaklarına ve bilgi birikimlerine dayanarak başarmışlardır. Almanya gibi, belirli dönemlerde emek yoğun işlerdeki işgücü açığını dışarıdan sağlayan ülkeler olsa da yine de kalkınmanın asıl kaynağı, eğitimli, bilinçli kendi toplumsal dinamikleri olmuştur.
Günümüzde hala ekonomik kaynaklarını değerlendirirken tercihlerini, gelecek nesillerin sağlıklı ve güçlü bir şekilde inşasını sağlamak amacı ile eğitim ve refah artışını önceleyerek değil de ağırlıkla silah sanayii ve ithal teknoloji sağlamak yönünde kullanıp, bu şekilde güçlü bir ülke kuracağını düşünen ülkeler, yöneticiler bulunmakta.
Yatırımlarını tek bir alana yapan ülkeler uzun dönemli bakıldığında güçlü ülkeler kategorisinde olmamışlardır hiçbir zaman.
Ülkemizin de öteden beri insan kaynaklarını değerlendirme açısından başarılı olduğu söylenemez. Yukarıda da sık sık vurguladığım gibi nitelikli insan kaynağı kalkınmanın ana unsurudur. Biz ise on yıllardır genç nüfusumuzu daha nitelikli hale getiremediğimiz gibi mevcut eğitimli insanlarımızı da kendi kendimize heba ettik.
Sesi yüksek perdeden çıkan gençleri sürekli bastırarak “düzeni” korumaya çalıştık. Yeterli iş, aş, gelir sağlayamadık, eğitimli gençlerin bir kısmını da yurtdışına kaçırtarak heba ettik.
Sağlıklı beslenemeyen, kaliteli eğitim alamayan çocuklarımızı, gelecek umutlarımızı heba ettik.
Dürüstlük, onur gibi kavramları unutup, rüşvet yolsuzluk gibi kavramları normalleştirerek değerler dünyamızı heba ettik.
Toplumsal hafızanın ana taşıyıcısı olan yaşlılarımızı sefaletle mücadele ettirerek heba ettik.
Kadınlar güvensiz, mutsuz…
Dolayısı ile bize ileriye, yarınlara taşıyacak tüm kesimlerin kalitesiz, mutsuz bir yaşam sürdüğü ülkemiz geleceğe güvenle bakabilir mi?