Deniz Göktaş, Musti Kusti ve Şamil Tayyar
Deniz Göktaş’ın gösterisini izledim. Ben beğendim. 5 günün sonunda izlenme sayısı 7 milyonu geçtiğine göre, demek ki tek beğenen ben değilim.
Şamil Tayyar izledi mi bilmiyorum ama o beğenmemiş. Yayınladığı bir mesajla uzun uzun niye beğenmediğini anlatmış.
Aslında konuya girmeyecektim. Cumhurbaşkanına dil uzattığı iddia edilen Deniz Göktaş ve kendisine dil uzatıldığı iddia edilen Cumhurbaşkanı arasında sıkışmak istememiştim. Ama Şamil Tayyar’ı sahada görünce, “Ben bu topa girerim!” dedim.
X hesabından yayınladığı mesajı şöyle başlıyor: “Deniz Göktaş isimli bu zıpır stand-up gösterisinde o tiz sesiyle Cumhurbaşkanımıza dil uzatıyor.”
Dakka bir, gol iki. Gol derken, kendi kalesine. Bir de direkten dönen üçüncüsü var.
Daha ilk cümlede iki tane “ad hominem” var: Göktaş’ın zıpırlığı ve sesinin tizliği. Müzikal lügatle 'tenor' da diyebilirmiş pekâlâ. Ama tenor dese işin içine bir sanat, bir estetik kaçacak. 'Tiz' kelimesi, tenora göre kulağa çok daha itici ve küçümseyici geliyor. Yani kelimeyi doğru seçmiş.
“Ad hominem” bir tartışma sırasında fikirleri çürütmek yerine, argümanı sunan kişiyi hedef alan ve onun karakterine, geçmişine veya motivasyonlarına saldıran mantık safsatasıdır. Türkçede: "Kişiye yönelik", "kişisel saldırı" veya "adam karalama" olarak adlandırılır.
Şamil Tayyar’ın yaptığı “ad hominem” değilse, yani Cumhurbaşkanına dil uzatmaya mani; hakikaten Göktaş’ın tiz sesi ise, bas veya bariton sesli birinin bunu yapmaya hakkı olmalı.
Müzikle profesyonel olarak uğraşan bir arkadaşıma sesimin tonunu sordum. Uzman desteği aldım yani… “Bariton” dedi. “Tiz” deseydi sevinecektim. Zaten tiz sesimle Cumhurbaşkanına dil uzatamayacaktım.
Bu durumda Şamil Tayyar Cumhurbaşkanına dil uzatmam konusunda beni cesaretlendiriyor, azmettiriyor. Bunu yapmayacağım. Şamil Tayyar’a direnip, sesim bariton diye, Cumhurbaşkanına dil uzatmayacağım.
Zıpır, TDK sözlükte: Şımarık ve delice tavırlı, hareketlerinde ölçüsüz, diye tanımlanıyor. Yani sahnedeki bir komedyenin “zıpır” olmasından daha doğal ne olabilir? Sahnedeki komedyenin Türk Sanat Müziği icracısı gibi smokin ve papyonla çıkıp, ağırbaşlı bir edayla nükte yapması mı bekleniyor? “Hahaha huhuhu... Nasıl ama efendim? Ne kadar mutedil ve mevzuata uygun bir nükte değil mi?”
Nasrettin Hoca bu toprakların yetiştirdiği en ünlü “zıpır”lardan biridir. Aziz Nesin’in Zübük romanı, zıpırlığın abidesi sayılır.
Neyse ki papyon-smokinim yok. En azından bu konuda emin taraftayım. Şamil Tayyar’ın gazına gelip, Cumhurbaşkanına dil uzatamam.
“Stand-up gösterisinde…” derken Tayyar, gollük bir pası boşa harcıyor. Halbuki: “Sözde stand-up gösterisi…” deseydi, Göktaş’ın ilmek ilmek ördüğü o “kibirli” gösterisi bir anda yerle bir olurdu. Direkten dönen üçüncü gol buydu. Hem de rakip takımın kale direğinden.
“Bu zıpırların 24 yıl girdiği her seçimi kazanmış ve bu ülkenin tarihine geçmiş bir lideri aşağılarken, hiçbir hayat tecrübesi ve başarısı olmayan kendilerine özel paye vermelerini de anlayamıyorum.”
Tayyar’ın bu sözlerini okuyunca bir an gerçeklikten koptum, kafam karıştı. Deniz Göktaş’ın sahne şovundan bir parça sandım.
24 yıl seçim kazanmış bir lideri “aşağılamak” için, önce gidip 24 yıl seçim kazanmak mı gerekiyor? Yani şöyle bir şey mi: "Elimde çok iyi bir sahne şovu var. Lakin ülkenin tarihine geçmiş bir lideri “aşağılamak” için 24 yıl girdiği her seçimi kazanmış bir oyuncu gerekir. Bu sorunu aşarsak, şovumuz çok ses getirecek."
Bu arada, “aşağılamak” benim ifadem değil. Deniz Göktaş’ın da değil. Şamil Tayyar’ın ifadesi.
Ben olsam “Hiçbir hayat tecrübesi ve başarısı olmayan” 32 yaşındaki komedyeni “24 yıl girdiği her seçimi kazanmış” 72 yaşındaki bir liderle mukayese etmezdim. 72 yaşında bir komedyen ile 72 yaşında bir lider veya 32 yaşında bir komedyenle 72 yaşındaki liderin 32 yaşındaki halini karşılaştırırdım. Daha dengeli bir olurdu.
Mesela 1986 milletvekili ara seçimlerinde milletvekili adayı, 1989 yerel seçimlerinde ise Beyoğlu belediye başkanı adayı olarak seçimlere giren Erdoğan ile Cemil Topuzlu’da gösterisine çıkan Deniz Göktaş’ın kıyaslanması daha hakkaniyetli olurdu diye düşünüyorum. Her iki seçimi de Erdoğan, kaybetmişti.
Şamil Tayyar’ın üç sorusu var. Burada kendi ayağına sıkmış. Mesela silahınızı temizlerken yanlışlıkla patlar, kendinizi yaralarsınız. Ama bu bir kere olur. Şamil Tayyar üç kere sıkmış:
“Senin hikayen nedir?”, “Bir başarın var mı?” “Kaç kitap okudun mesela?”
Psikoloji mezunu birine soruyor 'Kaç kitap okudun?” diye.
Biz öğrenciyken, ders kitapları, okuduğumuz diğer kitapların yanında azınlıkta kalırdı. Çevremizdeki herkes öyleydi. Göktaş, benden çok sonranın öğrencisi olmasına rağmen, o da öyle olmalı.
Şamil Tayyar'ın boyunu öğrenemedim. Ama ister kısa veya orta boylu, ister "Uzun adam" denilebilecek kadar boylu poslu olsun, sadece ders kitaplarını bile üst üste koyduğunda Deniz Göktaş’ın okuduğu kitaplar, Tayyar’ın boyunu aşar. Hem de hepsi İngilizce.
“Türkçeyi sonradan öğrenen Senegalli Musti de stand-up gösterisinde Cumhurbaşkanımızı eleştiriyordu ama kimse rahatsız olmadı.”
Şamil Tayyar’ın övgüyle söz ettiği Musti’nin gösterileri Deniz Göktaş’ınkilerden daha masum değil.
Mesela Musti, Afrika’daki babasının AK Partili olduğunu “Avrupa Türkiye’yi kıskanıyor” dediğinde öğrenmiş. Yine babasının ifadesi “Türkiye’de CHP İktidardayken, biz Afrika’da su sırasında bekliyorduk”
Hadi bu şakaları, şaka olarak algılayıp “İnce zekasıyla mizah üretiyor” diye değerlendirelim… Musti’nin şu şakasını nasıl yorumlayacağız:
"Biz Türkiye'de çok seviliyoruz. Yıllarca düşündüm sonra sebebini buldum. Meğerse Kürt olma ihtimalimiz olmadığı içinmiş. Bütün dünya ırkçılığı bize yapıyor, bizim elimizde sadece Kürtler var. Yani onlarda olmasa ırkçılığın tadını alamayacağız. Kime yapacağız? O yüzden iyi ki Kürtler var. Zenciler size minnettar"
Türkiye’deki o en hassas toplumsal tabulardan birine, yani ırkçılık ve hiyerarşik küçümseme mekanizmasına doğrudan dokunan Musti’ye “İnce zekayla mizah üretilmiş” diyeceğine, Tayyar ona da “zıpır” ve “densiz” demeliydi.
Şamil Tayyar, Musti’yi de izlememiştir. İzlemişse bile anlamamıştır, diye düşünüyorum.
Yaptıkları mizahla benzer sistem eleştirisi yapan iki kişiden birinin “zıpır”, “densiz”; diğerinin “ince zekayla mizah üretiyor” olmasının bir sebebi olmalı.
Ben buldum: Musti, liseyi Uluslararası Fatih Sultan Mehmet İmam-Hatip Lisesi’nde okumuş, ardından İstanbul Şehir Üniversitesi İslami İlimler Fakültesi'nde eğitimini tamamlamış.
Deniz Göktaş ODTÜ’lü.
E o zaman niye söylediklerini tartışıyoruz. Ben de az kalsın “Cumhurbaşkanına dil uzatıyor” diye Deniz Göktaş’a çıkışacaktım.
Meğerse mesele söyledikleri değil, mahalleleriymiş.