ABD savunma sanayii ne iş yapar?
1961 yılında veda konuşmasında ABD Başkanı Dwight D. Eisenhower, askeri kurumlar ile savunma sanayii arasındaki bağımlılık ilişkisinin ABD’nin ulusal çıkarlarına zarar verebileceği uyarısında bulunmuştu. Bu bağımlılığın, hükümet politikalarını belirleyici bir güce dönüşebileceğine, Amerikan toplumunu ekonomik, siyasi , hatta manevi planlarda olumsuz etkileyebileceğine, neticede ülkenin değer ve önceliklerini yanlış yönlendirebileceğine dikkat çekiyordu. Uyarının 2. Dünya Savaşı'nı görmüş 5 yıldızlı başarılı bir generalden geliyor olması, önemini ve ağırlığını artırıyordu.
AL GÜLÜM-VER GÜLÜM GÜNÜMÜZDE DE SÜRÜYOR
Bu ilişkiyi tanımlamak için Eisenhower’ın geliştirdiği özgün kavram, orijinal haliyle “MIC- Military-Industrial Complex” bugün de geçerliliğini korumaktadır. MIC, silah üreten ve geliştiren savunma sanayii ile doktrin ve bütçe oluşturan askerî-siyasi yapı arasında sürekli bir karşılıklı çıkar döngüsü, kendi kendini besleyen bir itki yaratmaktadır. Diğer bir deyişle, ülkenin gerçek güvenlik ihtiyaçlarına göre üretim yapan değil, bu ihtiyaçları araçsallaştıran ve hatta zaman zaman çarpıtarak sürekli büyüme ve tüketime yönelik üretim dürtüsüyle hareket eden ve bu doğrultuda askerî-siyasi yapıdan destek ve teşvik gören bir savunma sanayii gerçeği ortaya çıkmaktadır. Buna askeri sanayii diyen Eisenhower, askerler ile silah üreticileri arasındaki bu ittifakın, demokrasi, toplumsal huzur ve refaha ters düşen sonuçlar doğurabileceğini vurgulayarak, 1953 tarihli konuşmasında “yapılan her silah, denize indirilen her savaş gemisi, fırlatılan her roket, sonunda, aç olan ve soğukta korumasız kalanlardan bir çalıntıdır!” diyerek, durumun vehametini resmetmiştir.
Günümüzde de, MIC, askeri kurumlar ile savunma sanayii firmaları arasındaki kazançlı, al gülüm-ver gülüm ilişkisini tanımlayan bir kavramdır. Asker, ülkenin güvenliği için hep daha fazla silah sipariş etmekte; savunma sanayii de bu yolla daha fazla para kazanmaktadır. Öte yandan, güçlü lobilere sahip olan silah üreticileri, kurdukları baskıyla, Kongre ve yönetim üzerinde istediklerini genellikle alabilecek konumdadır. Ayrıca, üretim faaliyetleri çok sayıda insana iş imkânı sağladığı için, tabanda ve yerelde de her zaman siyasi teşvik ve yeterli desteğe sahiptirler.
MIC, ABD'NİN DIŞ TİCARETİNDE DE BAŞLICA UNSUR
Neticede, MIC, ABD’nin dış ilişkilerinde hem ekonomik hem de siyasi bir yer tutmaktadır. Çatışmalar ve artan küresel gerginlikler, MIC tarafından, çıkarlarını besleyen gelişmeler olarak değerlendirilmektedir. 2025 yılında ABD savunma bütçesi 1 trilyon doları aşmıştı ve ek ödeneklere ihtiyaç duyulmuştu. 2026 yılı rakamı, İran savaşı nedeniyle, herhalde daha büyük olacaktır.
Unutmayalım ki MIC, ulusal planda silah ihtiyacını karşılamakla kalmıyor, aynı zamanda ABD’nin dış ticaretinde de önemli bir yer tutuyor. Açık kaynaklardan edinilen bilgilere göre, 2015-2024 döneminde ABD merkezli büyük savunma şirketlerinin silah ve askeri hizmet gelirleri yaklaşık 2.73 trilyon dolardır. SIPRI verilerine göre 2024 yılı için ABD merkezli silah üreticisi ve hizmet sağlayıcısı en büyük 39 şirket için bu miktar 34 milyar dolar olarak listelenmektedir. 2015-2024 döneminde ABD, çeşitli mekanizmalar üzerinden yaptığı satışlarla dünyanın en büyük silah tedarikçisi konumunu sürdürmüştür.
ADETA BİR FAY HATTI
Şimdi işin püf noktasına gelmiş bulunuyoruz. Eskime, yeni teknoloji veya başka gerekçelerle devre dışı bırakılmak gibi nedenlerle, ABD’nin elindeki silah ve teçhizatın hacminde bazı değişiklikler olabilir. Ancak ne olursa olsun, ABD yönetiminin ve emrindeki ordunun elinde muazzam bir silah envanteri bulunmaktadır. Her ne kadar “savaş ilanı” yetkisi yasal olarak ABD Kongresi'ne ait olsa da, yönetim, şimdi Savunma Bakanlığı'nın adını Savaş Bakanlığı olarak değiştiren Trump döneminde İran örneğinde gördüğümüz gibi, çatışmaya “savaş” demeden, “askeri operasyon” diyerek saldırılarını sürdürebilmektedir. ABD’nin askeri operasyonlarına maruz kalanlardan bazıları: Vietnam, Laos, Kamboçya, Lübnan, Dominik Cumhuriyeti, Grenada, Panama, Irak, Kuveyt, Somali, Afganistan, Libya, Suriye, ve tekrar ve halen İran.
ABD dış politikasını kuşkusuz sadece MIC döngüsü belirlemiyor. Uluslararası hukuk, ittifaklar, iç siyaset, tehdit algıları, enerji gibi geniş bir yelpazede yer alan siyasi-ekonomik mülahazalar da ABD’nin stratejik adımlarını belirlemede rol oynar. Ancak ABD’nin dış ilişkilerine yön veren, 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana yer küremizin farklı yerlerinde sayısız askeri maceraya kalkışmasına yol açan ana ve daimi itici güç, ileri sürülen bahaneler ne olursa olsun, neticede savunma sanayii ile askeri/siyasi kurumlar arasındaki bu bağlantıdır. MIC varlığı ve sonuçları sürekli olan bir fay hattına benzetilebilir: karşılıklı çıkar gereği ne zaman ihtiyaç duyulursa, fay hattında bir kırılma, yani dünyanın herhangi bir yerinde bir Amerikan askerî saldırısına yol açabilir. Daha da amiyane bir tabirle, “ya sat, ya patlat” döngüsü işliyor!
SİLAH VE MÜHİMMAT SANAYİİ, ASKERİ VE SİYASİ KARARLARDA BELİRLEYİCİ OLAMAMALIDIR!
Sonuç olarak, savunma sanayii ulusal güvenlik için elbette gerekli olmakla beraber, silah ve teçhizat üretiminin askeri ve siyasi dizginleri ele geçirmesi mutlaka önlenmelidir. Savunma sanayisini ulusal gelişme ve başarının bir simgesi olarak yüceltmek, bu sektörün sahiplerinin bir noktadan sonra ürettiği silahların ya satılması ya da dış cephelerde kullanılması için siyasi iktidarlar üzerindeki baskısını artıracaktır. Ellerinde güçlü silahlar olduğunu düşünen siyasiler, gün gelecek, dış çatışmalara yönelebilecek ve böylece savunma sanayinin kazançları uğruna ülke çıkarlarına aykırı eylemlere gireceklerdir. ABD’nin böyle hoyratça ve hukuk dışı saldırılarda bulunmasının temelinde her defasında silahlı çatışmalardan beslenen askeri savunma sanayinin parmak izi olduğunu unutmayalım. Ve varsa, bu tablodan kendimiz için çıkarabileceğimiz dersleri de düşünelim.