İsak Nino Debehar

İsak Nino Debehar


Çanakkaleli Frida'dan hayat dersleri!

Çanakkaleli Frida'dan hayat dersleri!

Sevgili Okurlarım;
Feride için anlatılacaklar bir roman olur ama O’nun hayat görüşü ve felsefesini sizlere anlatarak yazı serimi bitirmek istiyorum. Annem Frida’nın yaşam felsefesi sevgi üzerine kurulmuştu. O herkesi ayırt etmeksizin çok severdi. Bizlere önce birbirimizi sevmeyi sonra tüm insanları sevmeyi öğretmişti. O’na göre sevgi tüm kötülüklerin tek aşısıydı. Eminim ki onun gibi insanlar çoğaldıkça dünyamız çok daha iyi yaşanabilir bir yer olacaktır.

Frida sekiz kardeşin dördüncüsü olarak hayatta kalmıştı. “Kalmıştı” biraz garip bir anlatım oldu ancak o zamanlar çocuk ölümleri ülkemizde yüksek oranda olduğu için “kalmıştı” ifadesini kullandım. Frida’nın da beş kardeşi vefat etmiş ve sekiz tanesi yaşamıştı. Tüm çocukluğunda bir masanın etrafında sekiz çocuk ve anne babası en az on kişi otururdu. Şimdiki dört kişilik aileleri düşününce ne denli zor, bir o kadar eğlenceli ve gürültülü aileyi gözlerinizde canlandırın… Hele daha sonra aileye damatlar, gelinler ve torunlar katılınca evlerde toplanmak gittikçe zor olmuş. Ama buna rağmen 
İstanbul’da her pazar çay saatinde kardeşler genellikle Feride’nin evinde buluşurlar ve haftanın sorunlarını tartışırlardı. Feride evini sadece ailesine değil tüm arkadaşlarına ve çocuklarının arkadaşlarına da açardı. Tıpkı Feride’nin çocukluk evi gibi evlendikten sonraki evi de hep dolu, hep canlı bir ev oldu.

Frida’yı anlattığım önceki yazılarıma birçok arkadaşım onunla ilgili hatıralarını paylaşırken bu özelliğini dile getirdiler. Hepsi sevgi ve hayranlık dolu idi.  Biz çocuklarının arkadaşlarını en önemli misafirler gibi ağırlar, onları rahat ettirmek için elinden geleni yapardı. Tabii ki bu yorumlar Feride’nin hayata bakışından, büyük küçük demeden her bireye değer vermesinden kaynaklanıyordu.
Feride adeta dünyaya pembe gözlükler ardından bakar, hayatında her zaman ve her olayda bardağın dolu tarafını görürdü. Yaşadığı her olaydan bir ders çıkarır ve iyiye yorumlardı. “Her işte bir hayır vardır” onun vaz geçmediği bir düşünce şekli idi.


Feride ve Eduard yaklaşık altmış yıl nişanlı ve evli kaldılar. Karakterleri birbirinden çok farklı idi.  Feride ne kadar sosyal ve dışa açıksa Eduard o kadar içine kapanıktı…
Feride tüm komşuları tanır, hepsi ile ilişki kurar, mahallenin çöpçüsünden bakkalına, eczacısından doktoruna herkesin Feride Hanım’ı görünce gözleri parlar, hepsine ayrı ayrı vakit ayırırdı. Tıpkı çocukluğunda Çanakkale’de gördüğü gibi…
Bütün bu yıllar boyunca Eduard İstanbullu şehirli, Feride ise Çanakkaleli bir köylü olmuştu!
Feride bunu bana söylediğinde ben ona köylü olmanın kötü birşey olmadığını bilakis ülkemizin can damarı olduğunu vurgulamıştım.

Anneme bu kadar karakter faklı babam ile bu kadar yıl nasıl beraber kaldıklarını sorduğumda bana verdiği cevap tam bir ders olmuştu.
Demişti ki:
“Elimde bir terazi var. Bir tarafta iyiler diğer tarafta kötüler var. Babanda iyiler ağır basıyor...”

Ama ben biliyordum ki onları tüm bu farklılığa rağmen birlikte tutan en büyük unsur kocaman sevgileri idi aslında…

Ne dersiniz sevgili okurlarım? Hayatta her olay, her iş iyi yürümez. Bazen iyi bazen de kötü olaylar olur. İlişkilerde de öyle değil midir? Değişik karakterdeki insanlar yıllarca nasıl birlikte yaşarlar? Ben sizlere özellikle gençlere Feride’nin hayat formülünü öneriyorum. Hemen elinize bir terazi alıp tartınız. İyi taraf ağır basarsa sizlerin de bazı fedakarlıklar yapmanızı öneririm.

Hayatımızda her şey her zaman yolunda olmayabilir. Bunu düzeltmek için hemen 
harekete geçmeden biraz sabretmenizi, düşünmenizi ve bilahare harekete geçmenizi öneririm.

Yeri geldi, çok sevdiğim Üzeyir Garih’in bana söylediği öğüdü paylaşayım sizlerle…
“Karşında bir sorun var ise hemen harekete geçme. Bir gece üzerine yat, ertesi gün yapacağını yaparsın…”

Feride düşmanını dost yapmayı becerebilen bir kimseydi. Bir defasında abisine saldıran Ada’nın belalısı bir kimse ile ölümüne dövüştüğü bir olaydan sonra, mahkemede karşı tarafın hapis cezası yiyeceğini öğrenince özür dilemesi şartı ile adamı affetmiş bir düşman yerine çok sadık bir dost kazanmıştı. Bizim görünüşünden bile çekineceğimiz bu kimse, o günden sonra, “Feride Ablam” diye eğilip selamlardı Frida’yı…

Ben de Feride’nin bu misalini ömrüm boyunca uygulamaya çalıştım. 
Sizlere de Feride gibi mümkün olduğu kadar bardağın dolu tarafını görmenizi, insanlara, hayvanlara, tabiata sevgi ile yaklaşmanızı, onlara hep iyi davranmanızı öneririm. 
Göreceksiniz böylelikle daha keyifle yaşayacağınız bir Dünya’nız olacak.
Bütün okurlarımın Ramazan Bayramı'nı kutlarım.
Sevgilerimle...

Makale Yorumları

Yorum Yazın

Ana Sayfa
Web TV
Foto Galeri
Yazarlar