İstanbul
Kapalı
11°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,4684 %0.19
51,2648 %-0.07
6.418,21 % 2,74
66.760,42 %0.808

Gelin

YAYINLAMA:
Gelin

Adım, GELİN!

Kimsenin gelini değilim!

Nikos Kazancakis’n dediği gibi

“Hiçbir şey ummuyor, beklemiyor ve böylelikle özgürüm!” Zorba’dan.

-Adı batsın şu erkekler, yok mu? Uçkurlarına bağlı düşünce şekilleri ile anında kendilerini ele veren, yaratıklar. Benim aklım var. Çok yaşamamış olsam da, size sunduğum Frankenstaın’ dan daha da kötüsünü karşılık olarak sunuyorum- der, filmde dış ses olarak çift rolde zaman ötesinden –zamansızlığa ile Mary Shelley’n ( Hamnet rolü ile En İyi Kadın- Jessie Buckley) 1818 tarihinde, filmde belirtildiği üzere bir iddia sonucu yazdığı esere, artık yeter der.

Frankenstain’e mi kötü demiştiniz. Yeni versiyon kadını yaratıyorum olarak çıkar. Taze 2025 yılı Frankenstain(Guillermo Del Toro) çekildikten sonra içinde neredeyse Muhteşem Harley-Joker sentezinden yeni Feminist bir kadın profili sunulur.

Diyerek, henüz filmin başında:

Esas yazar, Mary Shelley (1797-1851), eseri 18 yaşındayken, Lord Byron ve Percy Shelley ile İsviçre'de bulundukları sırada bir iddia üzerine kaleme almıştır. Bununla başlar ve bu yıl Hamnet- Anne Agnes ile Oscar da Kadın Aktris olarak aday olan ve kazanan Jessie Buckley resmen şimdiye kadar ki en iyi işini sunar.

Yüzyıllardır artık susturmayı çalıştığınız, aşağıladığınız, yok saydığınız ve sadece kendinizi memnun etmek istediğinizde, oyuncağınız hale getirdiğiniz kadınlarının bir mafya babası ve onun gibi düşünenler olarak biz kadınları kesemeyeceksiniz! Yok edemeyeceksiniz! Der.

Çünkü artık dil koparma, susturma ve yok sayma, bizim işimiz. Tüm kötülükleri bunca yüzyıllardır biz kadınları sömürerek yeterince hakkınızı kullandınız. Zaten Frankenstain karakterini yaratan, yaratıcı yazar ben olduğum için bundan sonra kırmızı ruj yok.

Kadınların sırf erkekler beğensin diye kıyafet seçiminden, makyaja, sistem şablonuna zorla uydurulmaya çalışılan kadın profilinden çıkıyoruz. Çünkü yüzyıllardır uyuduğum yerden izliyorum ve ben son öldürdüğünüz kadın ile nihayet sisteminiz çöküyor, mesajını verir senarist Maggie Gylenhaal.

Senarist aynı zamanda kadın yönetmen olarak daha önce birlikte çalıştıkları yakışıklı Christian Bale’yi öyle bir şekle sokar ki. Tüm zamanların hayatta kalmış en yalnız, en çirkin, en romantik ve en dans meraklısı bir erkek olarak karşımıza çıkarır.

Erkeklere ihtiyacımız yok, diyerek 1818 den 1930’lara Chicago'sunda kendisine bir partner yaratmak isteyen Frankenstein'ın Canavarı'nın Dr. Euphronious'tan yardım alarak öldürülmüş genç bir kadını hayata döndürmesiyle gelişen olaylar, son derece sürükleyici şekilde aktarılır.

Yalnız bir Frankenstein, 1930’ların Chicago’suna giderek, çığır açan bilim insanı Dr. Euphronious’tan kendisine bir eş yaratmasını ister. İkili, öldürülmüş genç bir kadını hayata döndürür ve – Gelin- doğar.  Ama GELİN gelin görün ki kimsenin gelini olmaya niyetli değildir.

Kadın olarak geçmiş yaşamlarda kullanılışını, aşkı yakalamışken, kendini seçmesindeki açılış son derece başarılı. Ve haliyle sonrasında yaşananlar, ikisinin de hayal edebileceğinden öteye geçer: Cinayet, ruh istilası, delilik sınırında bir kültürel ayaklanma ve yasaklı âşıkların sarsıcı romantizmi…

Tüm bu olaylar temelinde hazır  8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle de biraz Clara Zetkin’den biraz Rosa Lüxemburg çağrışımı uyandırma çalışılır.

Böylelikle ister fabrikada, ister bedeni ile satılan kadınların, isimleri ile vurur film.

Film bir başkaldırı filmidir. Ama kadınların başkaldırısıdır. Önce karşı cins erkeklere ve ataerkil sürmekte olan düzene.

Film, bir manifestodur.

Film bir kadın Joker’dir.

Muhteşem Harley (Margot Robbie) e rakip geldi. Muazzam İngiliz aksanı ile yazar Mary Shell’in erken ölümünü, erkekler tarafından mutsuz edilmiş tüm kadınlara hitaben açar.

KIRMIZI RUJ SÜRMEYİN

Kırmızı rujun ne olarak kullanıldığı tarihte mevcut. Burada da siyah ruj, siyah gelin tülü vardır. Çünkü ölüler diyarından seslenir.

Antik Mezopotamya ve Mısır: 3600 yıl önce elitler, zenginler ve Kleopatra gibi figürler gücün ve tanrısallığın sembolü olarak kullandı.
Antik Yunan: Seks işçilerinin toplumdaki diğer kadınlardan ayrılması için yasal olarak kullanmaları zorunlu kılındı.
Süfrajetler (1910'lar): Kadın oy hakkı savunucuları, ataerkil düzene isyanın sembolü olarak sürdü.
Hollywood Dönemi (1940'lar): Marilyn Monroe gibi yıldızlar sayesinde cazibe ve modern kadın sembolü oldu.
Savaş Dönemi (2. Dünya Savaşı): Cephaneliklerde çalışan kadınlar, dayanıklılık ve moral için kırmızı ruju günlük hayata taşıdı

18.yy sonlarında Kraliçe Victoria’nın ruj kullanımını uygunsuz bulması üzerine kullanılmayan ve kendisinden önceki tarihte (17.yy)  ise İngiltere'de düğün öncesi makyaj yapan gelinlerin evliliğinin iptal edilebileceğine ilişkin bir yasa bile çıkartıldı. 100 sene önce kraliçenin alametifarikası olan kırmızı ruj artık sadece hayat kadını olmanın göstergesiydi.

Bir fantestik seçki olarak ölüleri diriltmeyi başaran kadın doktorun kadavrasından sona doğru bir daha geri gitmeyecek. Ölmeyecek sonsuz ve bir zamanların Romeo ve Juliet’in den çok daha büyük aşk hikâyesini başlatacaktır.

Kırmızı Ruj; şimdiye kadar tüm katledilmiş canlara protestodur. Erkeklere teşhir malzemesi olmayın der, kadın yönetmen.

Filmin başından sonuna feminist ve devrimci akış son derece sürükleyici devam eder.

Böylelikle içinde kadının küfürlerinin de yer aldığı ve iplerin kadın yazarın elinde olduğu, öte âlemden ama hep dünyayı ve kadınları izleyerek, yeter artık.

Başkaldırı zamanı dediği andır.

Başrol yani Gelin de zaten kendisini yaratan Efendi – Sahip olana:

Kimsenin ne kölesi, ne GELİN’yim!

Özgürüm ve erkek istersem, kendim seçebilirim mesajını da geçer.

Ama ayakları üzerinde durabilen tüm üreten kadınların bir başkaldırı hikâyesidir.

Sürükleyici ve müthiş bir performans ile sanatseverlerle buluşuyor.

Alkışlar, tüm emekçi ve ezilmeyen kadınlara.

EMEL SEÇEN

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız