İnsansız ekonominin bedeli ne olacak?
Küresel ekonomi, teknoloji tarihindeki belki de en büyük yapısal kırılmalardan birine, üretim kapasitesi ile hanehalkı tüketim gücü arasındaki organik bağın kopuşuna şahitlik ediyor. Yapay zeka ve otomasyonun iş dünyasına kitlesel entegrasyonu şirketler için bir "maliyet optimizasyonu" mucizesi gibi sunulurken, madalyonun diğer yüzünde makroekonomik bir saatli bomba tıkırdıyor.
Gözlerimizi rakamlara çevirelim. ABD Kongre Üyesi Valerie Foushee'nin yayımladığı rapora göre, 2025 yılı boyunca doğrudan "yapay zeka yapılandırması" gerekçesiyle 54.694 kişi işinden oldu. Challenger, Gray & Christmas verileri, 2025'teki toplam işten çıkarma duyurularının 1,1 milyonu aştığını ve 2020 pandemi döneminden bu yana en yüksek seviyeye ulaştığını belgeliyor. Üstelik bu kez Sanayi Devrimi'ndeki Luddite isyanlarına konu olan dokuma işçileri değil; yazılım geliştirme, veri analitiği, müşteri hizmetleri ve idari süreçlerde çalışan eğitimli beyaz yakalı profesyoneller doğrudan hedefte bulunuyor.
Koparılan Bağ ve Makro Regresyon Döngüsü
İçinde yaşadığımız tüketim ekonomisi, bel kemiği niteliğinde basit bir döngüyle çalışır: Şirketler işçilere ücret öder ve işçiler bu gelirle şirketlerin ürettiği ürün ve hizmetleri satın alır.
Ancak yapay zekanın kritik bir özelliği vardır; yapay zeka ajanları maaş almazlar, market alışverişi yapmazlar ve ekonomiye tüketici olarak katılmazlar.
Şirketler, mikroekonomik düzeyde son derece rasyonel görünen bir kararla insan emeğini maliyet kaleminden çıkardıkça, makroekonomik düzeyde kendi ürünlerini satın alacak kitleyi yok etmektedirler.
Tüketim talebindeki bu devasa çatlak, işten çıkarmaların toplam talebi düşürdüğü, düşen talebin ise şirketleri daha fazla maliyet kesintisine ve dolayısıyla daha çok otomasyona ittiği ölümcül bir makro regresyon döngüsüne yol açmaktadır.
Ekonomist Daron Acemoglu'nun teorilerinde vurguladığı üzere, insan emeğini sadece ikame eden ancak üretimi devasa ölçekte artırmayan "vasat otomasyon teknolojileri", güçlü bir verimlilik etkisi yaratmadıkları için işgücü talebini ve ücretleri doğrudan aşağı çekmektedir.
Asıl Soru: Üretim Kime Satılacak?
Bugün teknoloji şirketleri, yapay zekayı çoğunlukla "maaş maliyetlerini düşürme makinesi" olarak konumlandırıyor.
Ancak basit bir soru ortada duruyor:
Eğer üretim süreçlerinde insanlara artık ihtiyaç duyulmuyorsa,
üretilen malları kim satın alacak?
Ekonomi yalnızca üretimden ibaret değildir. Ekonomi aynı zamanda talep demektir.
Eğer gelir dağılımı dramatik biçimde daralırsa ve geniş kitleler satın alma gücünü kaybederse, teknolojik ilerleme bir refah patlamasına değil, talep çöküşüne yol açabilir.
Bolluk Çağı mı, Talep Krizi mi?
Yapay zeka teorik olarak insanlığı tarihte görülmemiş bir bolluk çağına taşıyabilir.
Ancak aynı teknoloji yanlış ekonomik yapı içinde uygulandığında, üretimin arttığı ama insanların satın alamadığı bir dünyaya da yol açabilir.
Artık mesele, ekonominin insan olmadan çalışıp çalışamayacağıdır.
Fakat sorulması gereken soru artık şudur:
Yapay zeka ekonomisi bir refah makinesi mi olacak, yoksa kapitalizmin motoruna sokulan bir çomak mı olacak ?
Bu da başka yazımızın konusu olsun…