İstanbul
Açık
6°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
44,0754 %0.17
51,2133 %0.04
7.301,96 % 1,68
67.955,00 %-3.311

ANN LEE EFSANESİ

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
ANN LEE EFSANESİ

Tarikat ise tarikat 

Buyurunuz, aynı anda bir yerli biri yabancı iki film vizyona birlikte giriyor.  

Biri bin yedi yüzlü yılların ilk başlarından, biri Anadolu’dan kadim kültürlerin izlerinden günümüze devam etmekte olanları aktarıyor. 

Hangi filmler: 

Ann Lee efsanesi ve Kurtuluş. 

 

Ann Lee efsanesi, Disney tarafından “AMANSIZCA VAHŞİ” başlığı ile hiç festival kuyruğuna girmeden ve Art House olarak giriş yapıyor. 

1740’larda Manchester’de başlayan ve İngiliz halkının yeni kıta Amerika’ya göçleri ve bulundukları yerde Hristiyanlık yaymaları ve buna bağlı kendi içinde sapmalarla, gerçek hikâye denilse de bir sış ses tarafından ve sürekli “Efsaneye göre” ve müziklerle de bezenince, bir masal örüntüsü çıkıveriyor. 

Ve de hiç tatlı yanları olmayan. Acıdan geçilmeden cennete varılmaz mı? 

Shakers hareketine katılıp zamanla liderliği ele alan ve kendi düşüncelerini empoze etmeye çalışan kadın dini lider, Ann Lee. Müritleri, takip edenleri, üyeleri tarafından dişi İsa olarak ilan edilmiştir. Gerçek olaylara dayanan bu eser, onun ütopik bir toplum kurmasını ve Shakers’ların şarkı ve dans yoluyla ibadetini tasvir etmektedir. 

Çok konuşan, akıllı ve öncü kadınların “cadı” sıfatı ile yaftalandığı düzlemde ne kadar kendin olabilirsin? 

Kadın, her zaman erkekten daha farklı yolları düşünebilme yetisine beyin kapasitesi ile var olduğu için zekidir. 

Erkek, güçsüzdür. Beden olarak kadından daha güçlü olsa bile bedeni hazları yüzünden zayıftır. O yüzden yüzyıllardır anlatıla gelen “haz odaklı” ve beyni ile ürolojik yeri yer değiştirmiş erkeğin, söz de  güç iktidar mücadelesi, eninde sonunda bir duvara çarpacaktır. 

Kadın, güçsüzdür. Duygularını doğası gereği en güçlü şekilde taşır. Duygu, insanın dünyevi en büyük esaretidir. Duygudan sömürülür insan. 

Âşık olunca, sevince teslim olan kadının özelliğini keşfeden erkek, kendini dünyanın ve tüm varlıkların efendisi olarak Tanrıya, Allah’a, Yaratıcıya şirk koşmaya yönelerek cennetten kovulmuştur. 

Kendi akılsızlığını, kadına yükleyip yüzyıllardır kadına ve sadece bacak arasındaki noktadan olayları bağlayan ve doğayı hiç anlamayan bakış ile açılır film ve sürekli arka fonda elma ağacı mevcuttur.  

Hatta o yüzyılda bir elma soyma makinesi bile vardır. 

Kadınlar ve küçük kız çocukları elma soymaktadır. 

Yeni şeytanlar, cadılar yetişmektedir anlayacağınız. 

EMEK VE İFFET 

Bu iki kavramı henüz küçük yaşlarda keşfeden Anna’nın o duru güzelliğini, sekiz çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu olması, sonradan bir daha kucağına alamayacağı ve büyütemeyeceği dört çocuk dünyaya getirmesi. 

Bedeni üzerinde Abraham adlı eşinin sadece “isteklerinin” önemli olduğu, o ne zaman ve ne şekilde isterse, cinsel birleşme yaşamasını, henüz çocuk yaşlarda cinselliğin ne olduğunu bilmeden, babası ile annesini gördüğü anda başlar, karşı cinse uzaklık. 

Belki de filmde bahsi geçen şekilde Allah, Tanrı, Yaratıcı lütufta bulunmuştur. İnsan acılarından mı kaçar da tutunur, yoksa tutunduğu şeyler mi acıya boğar? 

Bu noktada hangi düzelmede iken ilk önce inanca sığınır insanoğlu? 

İnsan, mutlu olmak ister ama kendi olamadığı zaman da mutlu olmaktan çok, işkenceye dönüşen hayatı bulur. 

Yokluk, hastalıklar, dört çocuk kaybı ve henüz genç kızken arayıp da doğru yolda olduğuna inandığı, Shakers üyesi olması ve orada tanıştığı ve eşi olacak Abraham ile ayinlerdedir. 

Bu ayinler bir türlü bedenen, ruhen rahatlama yöntemidir. Buraya üye olanlar, kendi içsel hangi dürtüleri olursa olsun, tıpkı Hıristiyanlıktaki gibi günah çıkarma olarak ama tüm kalabalık önünde anlatır ve birden tekrarlı el, kol ve seslerle genişleyen dansları başlar. 

Bu filmde, bu bir tür zikir işlemlerini müzikal olarak güzel koreografilerle sunuyor olması, filmden uzaklaştırmayıp, daha iyi anlaşılmasına olanak kılıyor. 

Birden bu tarikatın lideri olur ve Hıristiyanlığı yaymak için Hz. İsa dâhil olmak üzere tüm varoluşu, neden, nasıl olduğunu gördüğünü söyler. 

Buraya üye olmanın tek koşulu cinsellikten uzaklaşmaktır. Karı-koca ilişkilerinde bile mesafe olması istenir. 

Bunun en önemli nedenlerinden biriside erkeklerin sorumluluk almaması ve kadınların sürekli işkence şeklinde bedenlerinde ve ruhlarında, cinsellik öncesi-sonrasında yaşamak zorunda kaldıkları eziyet ön plana çıkar. 

Çocukluktan itibaren feminist düşüncelerin baskınlaşacağı ve bunun o zamanki çağa göre inanç ve din öğeleri ile “sığınma” noktasına gelişi, çok erken yaşta ve inancını yaymak için sekiz kişi ile başlayıp, Amerika’da altı kişiyle devam eden yolculuğunun izlerinde bizlere, Evengeles ve Mormonlar’ı hatırlattı. 

İsa Mesih’n Azizler Kilisesi olarak da bilinen 1830’lu yıllarda, New York eyaletinin kuzeyinde Joseph Smith Jr.adında bir adam tarafından kurulan kilisede, peygamber olduğunu iddia etmiştir. 

Hepsi kendi içlerinde kendilerine has kuralları ile hala mevcut.  

Ann Lee’nin olayında ise filmin son jenerik kısmında geçen bölümde o yıllarda kendilerine inanalar 6binden şimdilerde 2 olarak gözükmekte. 

Neydi, ne yaşandı ve ne kadarı bize film olarak doğru şekilde aktarıldı bilinmez ama sürekli, kardeşlerim diyerek erkek-kadın fark etmeksizin olumlu yaklaşmaya çalışan ve film anlatısı boyunca sürekli “Efsaneye göre” olarak anlatılanlara bakınca. 

Tarih, bilim ile efsane, mitoloji arasında fark vardır. 

Ama burada Kızılderililere ve köle yapılmış siyahîlere karşı beyazları, kendi ırkını aşağılayan ve “Utanın!” diye haykıran bir azizeyi görmek mümkün. 

Herkesin dünyaya bir görev ile geldiğini kabul edersek, zamanına göre iyi insan olma yolunda öncülük ettiğini, kadınların ezilişine göz yummayışını, dini içinde yaşanan dogmalara dahi kendine göre açıklamalarda bulunduğunu belirtebiliriz. 

Diğer yandan inanç sömürüsünün dünyanın neresinde olursa olsun akıbetinin kaçınılmaz olduğu da aşikârdır. 

Belki o yıllarda din altında altta kadın hakları için ciddi bir başkaldırı olduğu bile söylenebilir. 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız