Nazım Hikmet; Şiir doğru, meydan yanlış!
“Şiir, yanlış meydana düşmekle, değerini yitirmez”
Birkaç gün önce Ankara iki ayrı CHP bayramlaşma programına sahne oldu.
Bunlardan birisi, CHP Genel Merkezinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun; diğeri CHP Ankara il Başkanlığı önünde, Güvenpark’ta Özgür Özel’in programı. Aynı günde, aynı saatte, iki ayrı CHP bayramlaşması.
Özgür Özel, konuşmasına “Güneşin sofrasında söylenen türkü”den dizelerle, Kılıçdaroğlu “Yürümek” şiiriyle başladı. Her ikisi de de Nazım şiirleriydi.
Bugün, Nazım Hikmet’in ölüm yıldönümü. Hasan Hüseyin’in dizeleriyle:
“(…) yıllar var ki ter içinde
taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
3 haziran '63'ü
(...) uy anam anam
haziranda ölmek zor!”
***
Gazeteci Deniz Zeyrek fotoğrafları incelemiş, sağa çevirmiş, sola çevirmiş; değişik saatlerde çekilmiş fotoğraflara bakmış. Haritalar yüklemiş, Gemini’a sormuş, Grok’a hesaplattırmış: “Kaç kişi vardır bu alanda?” diye. Sonuç:
CHP Genel Merkezi önünde 3.000-5.000 arası, Güvenpark’ta 50.000 kişi
Gazeteci Murat Yetkin de benzer bir çalışma yapmış:
CHP Genel Merkezi önünde 3500-4000, Güvenpark’ta 25.000-35.000 kişi
Nereden baksan, Genel Merkez önündeki her bir kişiye karşılık, Güvenpark’ta on kişi toplanmış.
***
Özgür Özel konuşmasına:
“Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu.
Önümüzde bakır taslar güneş dolu.
Dostların arasındayız!
Güneşin sofrasındayız!”
dizeleriyle başladı. Meydanın coşkusu, satırların hakkını veriyordu.
Kılıçdaroğlu’nun bayramlaşma programı önceden belliydi. Kürsüye “Yürümek” şiiri eşliğinde çıkacak, konuşmasının ardından beyaz güvercinler uçuracaktı. “Kahraman Kılıçdaroğlu, bizlerle beraber!” anosuyla kürsüdeki yerini aldı.
“Yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
Yürümek!..”
Kılıçdaroğlu, o genel merkez binasında kendini "yürümeyenleri geride bırakıp giden" tekil bir irade olarak görmüş olmalı. Belki de kendini “Kahraman Genel Başkan” diye anons ettirmesinin yani kendini “Kahraman” diye görmesinin sebebi buydu. Halbuki o satırlar trajik bir şekilde onun yalnızlığını ele veriyordu.
Çünkü “boş sokaklar", Güvenpark’ı dolduran o canlı kalabalığın geride bıraktığı boşluktan başka bir şey değildi.
“Yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
Yürümek!..”
Konuşmalar sona erdiğinde “dost omuz başlarını omuzlarının yanında duyup…”, on binlerle yürüyen, Özgür Özel oldu. Kılıçdaroğlu’nun; arkasında boş sokaklar gibi bıraktığı, hakikaten boş sokaklardı.
“Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
bilerek
Yürümek…”
Nâzım’ın yürüyüşü; o "dehşetli namuslu" dost omuz başlarıyla ilişkilidir. O yolda, havaları boydan boya yararak, bir mavzer gözü gibi karanlığın gözüne bakarak, yürünür.
Oysa bir kurultay yenilgisini delegenin iradesiyle değil de, mahkeme koridorlarında, dava dilekçeleriyle, hâkim kararlarıyla tersine çevirmeye çalışmak; meşruiyetini sokağın "Onlar"ından değil, bürokrasinin kapalı odalarından devşirmektir.
Nâzım’ın radikal hürriyetçiliğiyle, adliye saraylarından medet uman bir geri dönüş formülü asla yan yana gelemez. O pusuya ve çelmeye karşı duruş, mahkeme ilamıyla tescillenmez.
Yolunda pusuya yattıklarını, arkadan çelme taktıklarını bilerek yürüyenler, Güvenpark’tan yola çıkan on binlerdi.
Şiirin sonundaki bizim de payımıza düşen birkaç dize vardı:
“Yürümek;
yürekten
gülerekten
yürümek...”
Gelişmeleri haberlerden izleyen benim gibi yüzbinler; fiilen orada olmasa bile, “yürekten gülerekten” onlarla yürüyordu.
***
Erdoğan'ın bir yerlerde bir programı yoktu sanıyorum. Olsaydı o da Nazım'dan birkaç dize sıkıştırırdı araya. Taksim Camii açılışında, Nazım’ın henüz 19 yaşında yazdığı Ağa Camii şiirini okumuştu:
“Havsalam almıyordu bu hazin hali önce./ Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;/ Allahımın ismini daha çok candan andım”
***
Kılıçdaroğlu’nun, konuşmasının bitiminde beyaz güvercinler uçurması, önceden açıklanmış programın parçasıydı. Lakin kuşlar uçmamakta direndiler. Bir tanesi korumanın zoruyla iteklenerek uzaklaştırıldı.
Belki de güvercin “Müsamerenize aparat olmayacağım.” demek istemişti.
Ama tesellisi vardı: Şiir de yanlış meydandaydı.