İstanbul
Açık
23°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
45,9358 %0.07
53,5142 %0.13
6.681,56 % 0,94
70.495,14 %-3.978

Nazım Hikmet; Şiir doğru, meydan yanlış!

YAYINLAMA:
Nazım Hikmet; Şiir doğru, meydan yanlış!

“Şiir, yanlış meydana düşmekle, değerini yitirmez”

Birkaç gün önce Ankara iki ayrı CHP bayramlaşma programına sahne oldu.

Bunlardan birisi, CHP Genel Merkezinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun; diğeri CHP Ankara il Başkanlığı önünde, Güvenpark’ta Özgür Özel’in programı. Aynı günde, aynı saatte, iki ayrı CHP bayramlaşması.

Özgür Özel, konuşmasına “Güneşin sofrasında söylenen türkü”den dizelerle, Kılıçdaroğlu “Yürümek” şiiriyle başladı. Her ikisi de de Nazım şiirleriydi.

Bugün, Nazım Hikmet’in ölüm yıldönümü. Hasan Hüseyin’in dizeleriyle:

“(…) yıllar var ki ter içinde
            taşıdım ben bu yükü
bıraktım acının alkışlarına
                        3 haziran '63'ü
(...) uy anam anam
haziranda ölmek zor!”

***

Gazeteci Deniz Zeyrek fotoğrafları incelemiş, sağa çevirmiş, sola çevirmiş; değişik saatlerde çekilmiş fotoğraflara bakmış. Haritalar yüklemiş, Gemini’a sormuş, Grok’a hesaplattırmış:  “Kaç kişi vardır bu alanda?” diye. Sonuç:

CHP Genel Merkezi önünde 3.000-5.000 arası, Güvenpark’ta 50.000 kişi

Gazeteci Murat Yetkin de benzer bir çalışma yapmış:
CHP Genel Merkezi önünde 3500-4000, Güvenpark’ta 25.000-35.000 kişi

Nereden baksan, Genel Merkez önündeki her bir kişiye karşılık, Güvenpark’ta on kişi toplanmış.

***

Özgür Özel konuşmasına:

“Arkamızda bir düşman gözü gibi karanlığın yolu.
Önümüzde bakır taslar güneş dolu.
Dostların arasındayız!
Güneşin sofrasındayız!”

dizeleriyle başladı. Meydanın coşkusu, satırların hakkını veriyordu.

Kılıçdaroğlu’nun bayramlaşma programı önceden belliydi. Kürsüye “Yürümek” şiiri eşliğinde çıkacak, konuşmasının ardından beyaz güvercinler uçuracaktı. “Kahraman Kılıçdaroğlu, bizlerle beraber!” anosuyla kürsüdeki yerini aldı.

“Yürümek;
yürümeyenleri
arkanda boş sokaklar gibi bırakarak,
havaları boydan boya yarıp ikiye
bir mavzer gözü gibi
karanlığın gözüne bakarak
                                    Yürümek!..”

Kılıçdaroğlu, o genel merkez binasında kendini "yürümeyenleri geride bırakıp giden" tekil bir irade olarak görmüş olmalı. Belki de kendini “Kahraman Genel Başkan” diye anons ettirmesinin yani kendini “Kahraman” diye görmesinin sebebi buydu. Halbuki o satırlar trajik bir şekilde onun yalnızlığını ele veriyordu.

Çünkü “boş sokaklar", Güvenpark’ı dolduran o canlı kalabalığın geride bıraktığı boşluktan başka bir şey değildi.

“Yürümek;
dost omuzbaşlarını
omuzlarının yanında duyup,
kelleni orta yere
yüreğini yumruklarının içine koyup
                                    Yürümek!..”

Konuşmalar sona erdiğinde “dost omuz başlarını omuzlarının yanında duyup…”, on binlerle yürüyen, Özgür Özel oldu. Kılıçdaroğlu’nun; arkasında boş sokaklar gibi bıraktığı, hakikaten boş sokaklardı.

“Yürümek;
yolunda pusuya yattıklarını,
arkadan çelme attıklarını
                                    bilerek
                                    Yürümek…”

Nâzım’ın yürüyüşü; o "dehşetli namuslu" dost omuz başlarıyla ilişkilidir. O yolda, havaları boydan boya yararak, bir mavzer gözü gibi karanlığın gözüne bakarak, yürünür.

Oysa bir kurultay yenilgisini delegenin iradesiyle değil de, mahkeme koridorlarında, dava dilekçeleriyle, hâkim kararlarıyla tersine çevirmeye çalışmak; meşruiyetini sokağın "Onlar"ından değil, bürokrasinin kapalı odalarından devşirmektir.   

Nâzım’ın radikal hürriyetçiliğiyle, adliye saraylarından medet uman bir geri dönüş formülü asla yan yana gelemez. O pusuya ve çelmeye karşı duruş, mahkeme ilamıyla tescillenmez.

Yolunda pusuya yattıklarını, arkadan çelme taktıklarını bilerek yürüyenler, Güvenpark’tan yola çıkan on binlerdi.

Şiirin sonundaki bizim de payımıza düşen birkaç dize vardı:

“Yürümek;
yürekten
gülerekten
            yürümek...”

Gelişmeleri haberlerden izleyen benim gibi yüzbinler; fiilen orada olmasa bile, “yürekten gülerekten” onlarla yürüyordu.

***

Erdoğan'ın bir yerlerde bir programı yoktu sanıyorum. Olsaydı o da Nazım'dan birkaç dize sıkıştırırdı araya. Taksim Camii açılışında, Nazım’ın henüz 19 yaşında yazdığı Ağa Camii şiirini okumuştu:

“Havsalam almıyordu bu hazin hali önce./ Ah, ey zavallı cami, seni böyle görünce
Dertli bir çocuk gibi imanıma bağlandım;/ Allahımın ismini daha çok candan andım” 

***

Kılıçdaroğlu’nun, konuşmasının bitiminde beyaz güvercinler uçurması, önceden açıklanmış programın parçasıydı. Lakin kuşlar uçmamakta direndiler. Bir tanesi korumanın zoruyla iteklenerek uzaklaştırıldı.

Belki de güvercin “Müsamerenize aparat olmayacağım.” demek istemişti.
Ama tesellisi vardı: Şiir de yanlış meydandaydı.

 

Yorumlar
Yorum yazma kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılırsınız