Denizlerde şiddetlenen mülkiyet kavgası
Bu yazımda iç siyaset çekişmelerinden, Türkiye’nin birinci partisi konumundaki CHP üstünde oynanan oyunlardan uzak durmak istiyorum. İç siyasetin tam bir çirkefe döndüğü bu dönem sanırım tarihe “Türkiye’nin ayıplı yılları” olarak geçecek.
Bugünkü konum, Türkiye’nin denizlerdeki hak ve çıkarlarını yasal güvence altına almak amacıyla “Mavi Vatan doktrini” çerçevesinde hazırlanan yeni yasa tasarısı. “Türkiye Deniz Yetki Alanları Kanunu” ismiyle hazırlanan tasarının Kurban Bayramı sonrası TBMM’ye sunulacağı bildiriliyor.
Öte yandan Yunanistan’ın bu yasa hazırlığını tepkiyle karşıladığı, Ankara’nın Ege Denizi’nde ve Doğu Akdeniz’de üstünlük elde etmeye çalıştığı gerekçesiyle “Türkiye Deniz Yetki Alanları Kanunu”nun TBMM’de kabul edilmesinden hemen sonra karasularını 12 mile çıkarma kararı alacağı bildiriliyor. Öte yandan İsrail ve Kıbrıs Rum basınında da “Türkiye Deniz Yetki Alanları Kanunu” hazırlıklarının Tel Aviv Hükümeti ve Lefkoşa tarafından kaygıyla izlendiği haberleri var.
Bilmeyenleriniz için anlatayım. Türkiye’yle Yunanistan arasında Ege Denizi ciddi bir anlaşmazlık konusu. Yunanistan Ege gibi çok adalı özel bir denizde, ikisi dışında adaların hemen tümüne sahip olması nedeniyle bölgeyi Yunan gölü kabul ediyor. Türkiye de buna haklı olarak karşı çıkıyor. Eklemekte yarar var. Ege Denizi’nde mülkiyeti belli olmayan kayalıklar ve adacıklar da mevcut.
Türkiye ve Yunanistan 1987’deki Kuzey Ege krizi, 1996’da Kardak Kayalıkları meselesi yüzünden savaşın eşiğine gelmişlerdi. Son yıllarda AKP Hükümeti’nin konuya duyarsızlığı ve edilgenliğini fırsat bilen Atina AB ve ABD’nin de desteği, hatta işbirliğiyle, ayrıca da Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Mısır ve İsrail’le yaptığı çeşitli düzenlemelerle Doğu Akdeniz’de de deniz alanlarını genişletmek amacıyla çeşitli adımlar atmaya başladı. Atina Hükümeti bununla da kalmayıp 1923’te imzalanan Lozan ve 1947 Paris Antlaşmaları’yla askersizleştirilmiş Ege adalarına asker ve silah yığınağı yapmayı sürdürüyor.
Konuyu en iyi bilen kişilerden olan emekli Büyükelçi dostum Ahmet Süha Umar’dan hazırlanmakta olan yasa tasarısını değerlendirmesini rica ettim. Büyükelçi Umar’ın değerlendirmeleri şöyle:
“Yunanistan uzun süreden beri önce Ege Denizi’nde, son yıllarda da Doğu Akdeniz’de, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni ileri sürerek ve kendisine göre byorumlayarak tek taraflı olarak belirlediği deniz alanları üstünde hak iddia etmekte, yetki kullanmaya çalışmaktadır. Türkiye, BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ne taraf değildir; Yunanistan taraftır.
“Ege Denizi’nde hava sahasının 10 mil olduğu iddiası, kara sularını önce 3 milden 6 mile çıkarması, yıllardır 12 mile çıkarma iddiasını sürekli gündemde tutması, Ege Denizi’ndeki adaların her birisinin kara suyu, kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge haklarının devletler gibi tam olduğunu ileri sürmesi, bu tutumun değişik tezahürleridir.
“Mavi Vatan Yasası olarak konuşulan Türkiye Deniz Yetki Alanları Kanunu’nu, Yunanistan’ın son zamanlarda artan cüretkarlığına karşı bir adım olarak düşünmek gerekir. Bu alanda halen tek yasa, T.C. Karasuları Kanunu’dur. Ayrıntısını henüz bilmemekle birlikte, Türkiye’nin böylece, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge üstündeki haklarını ve yetkilerini ulusal bir yasaya bağlamak amacını güttüğünü düşünüyorum.
“Bu niteliklere sahip bir yasa,Yunanistan’ı tek taraflı tasarrufları konusunda yeniden düşünmeye itebilir. Hatta bugüne kadar hep uzak durduğu, deniz alanı anlaşmazlıklarının iki ülke arasında ele alınarak görüşmeye zorlayabilir. Ancak bu yeterli değildir. Türkiye’nin yasa çıkmadan ve çıktıktan sonra kendisine ait olduğunu düşündüğü deniz alanları üstündeki yetkilerini fiilen kullanması ve haklarını fiilen savunması şarttır.”
Büyükelçi Umar’a katılıyorum. Sorun onlarca yıldır iki ülke arasında bir çıban başı olarak duruyor. Her iki taraf da sorunu halının altına süpürüp, arada göstermelik kavga ederek, gerçekte de karşılıklı yarattıkları husumetten beslenerek düzenlerini sürdürmeye devam ediyorlar. Kimin aklının eseri olduğunu çok merak ettiğim bu yasa bakalım sorunun halli için bir adım atılmasını sağlar mı, yoksa ateşe benzin mi döker? Zaman gösterecek.