Paranın gücü bilimi yendi; dünya ikiye ayrıldı
Egzozlardan çıkan duman, fabrikaların bacalarından yükselen gazlar, kömür ve petrolün yanmasıyla atmosfere karışan karbondioksit…Bunların hepsi sera gazlarını artırıyor.
Ve bilim bu konuda net: Sera gazları sadece gezegeni ısıtmıyor, insan sağlığına da zarar veriyor. Dünya Sağlık Örgütü ve ABD Çevre Koruma Ajansı’nın yıllardır dayandığı bilimsel değerlendirmelere göre karbon dioksit ve ilişkili emisyonlar; sıcak hava dalgaları, hava kirliliği ve buna bağlı hastalıkları artırıyor. Sera gazlarının dünyayı ısıtarak halk sağlığını tehlikeye attığı bulgusu, 20 yıl önce Amerikan Yüksek Mahkeme'nin bir kararının sonucuydu.
ABD’de Trump yönetimi sera gazlarının insan sağlığı için tehlikeli olduğunu kabul eden temel düzenlemeyi iptal etti. Bu sadece çevre politikası değil, küresel liderlik meselesi. Çünkü iklim politikası artık diplomasi gücü demek. ABD geri çekildiğinde iki şey olur: Küresel standartlar zayıflar ve birileri o alanı doldurur
Ve şu an en hazır aktör: Çin. Çin ne yapıyor? Son yıllarda Çin üç şeyi aynı anda yürütüyor:
- Dünyanın en büyük yenilenebilir enerji yatırımcısı
- Dünyanın en büyük elektrikli araç üreticisi
- Ulusal karbon piyasası kurmuş ilk büyük sanayilerden biri
Yani klasik “kirleten ülke” imajından, iklim teknolojisi tedarikçisi rolüne geçiyor. ABD kuralları gevşetirken Çin standart satmaya başladı. Bugün güneş paneli, batarya, elektrikli araç ve kritik minerallerde küresel tedarik zincirinin merkezinde Çin var.
ABD’nin boşluğunu Çin doldurur mu?
Tam olarak değil. Ama ekonomik olarak büyük ölçüde evet. ABD iklim liderliğini kurallarla kuruyordu, Çin ise teknoloji ve tedarik zinciriyle kuruyor. Yeni dönem şu olabilir: kuralları Avrupa yazar, teknolojiyi Çin satar, fiyat baskısını ABD oluşturur ve üreticiler bu üçgen içinde konum seçer.
Ama artık mesele bilimsel gerçeklikten çok ekonomik tercih.
Dünya ikiye ayrılıyor. Dünya artık iklim krizini tartışmıyor. Dünya, hangi ekonominin ayakta kalacağını tartışıyor. Yeni ayrım çizgisi siyasi değil: karbon fiyatlayanlar ve fiyatlamayanlar. Bir tarafta karbona bedel biçen ülkeler var. AB ülkeleri. Diğer tarafta üretimi ucuz tutmak için kuralları gevşetenler. ABD gibi.
Türkiye ise tam ortasında. Peki, Türkiye hangi tarafta olacak?
ABD geri adım attıkça Avrupa sınırı daha da sıkılaşacak. Çünkü kirli üretimin dışarı kayması riski büyüyor. Yani; karbon kaçağı. Örneğin AB ülkelerinden biri üretimini Vietnam, Mısır gibi daha ucuz ve daha esnek kurallı bir yere taşıyabilir. Sonra tekrar ürünü o ülkeye sokar. Sonuç, Avrupa temiz görünür, ama dünya kirlenmeye devam eder. Bu yüzden CBAM (Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması) sadece çevre aracı değil; ticaret duvarı. CBAM basit çalışıyor: Avrupa’daki üretici karbon için para ödüyorsa, dışarıdan gelen ürün de ödeyecek.
Türkiye neden kritik bir noktada?
Türkiye ihracatının yaklaşık yarısını Avrupa’ya yapıyor. Ama karbon fiyatını yeni kuruyor. Bu yüzden Türkiye iki baskıyı aynı anda yaşayabilir; İçeride karbon maliyeti (ETS) dışarıda karbon vergisi (CBAM).
ABD fiyatları aşağı çeker, Çin teknolojiyi ucuzlatır, AB ürünün dünyaya verdiği zarara bakar. Bu durumda Türkiye üçlü baskıyla karşı karşıya kalır.
Trump’ın kararı emisyonları artırabilir. Ama daha önemli etkisi şu: Dünya ticareti karbon çizgisine göre bölünüyor. Artık karbonu azaltmak, doğayı kurtarmak için değil pazarı kaybetmemek için gerekli.
Türkiye’nin önündeki karar ise iklim politikası değil sanayi stratejisi. Şirketlerin önünde iki yol var: Ya düşük maliyetle üretip sınırda karbon vergisi ödeyen bir üretici olacaklar, ya da daha temiz üretim yapıp küresel tedarik zincirlerinin tercih ettiği tedarikçi haline gelecekler. Çünkü yeni dönemde pahalı olan enerji değil, kirlilik. Ürünün fiyatını fabrika değil, bacadan çıkan gaz belirliyor.