Karlı zirvede kaybolan uzlaşma ruhu ve derinleşen güven uçurumu
Elli altıncı Dünya Ekonomik Forumu 19-23 Ocak arasında “Bir Diyalog Ruhu"(A Spirit of Dialogue) temasıyla, yine İsviçre’nin 1560 rakımlı karlı tepesi Davos’ta toplandığında, uzlaşma ve barış ruhunun ne kadar irtifa kaybettiği çok daha iyi anlaşıldı. Yine de geleneksel katılımcılar yiğitliğe leke sürmemek için yumuşak üslupla konuşup, kararlı mesaj vermeye çalıştı. Ayrıca zenginler kulübünün peşine takılabilecek yeni ittifak arayışları dile getirildi. Karlı zirvedeki 250’den fazla oturumda yaklaşık 150 ülkenin iş çevresi, siyasetçi, akademisyen ve sivil toplum temsilcileri buluşup hasret giderdi. Diz dize, biz bize dertleşip halleşti; sözüm ona dünyanın dertlerine çare aradı. Piyasa istikrarı, yatırım fırsatları ve sürdürülebilir çevre konuları bu yıl o kadar ses getirmedi demek doğru olmasa bile daha çok küresel belirsizlikler, jeopolitik ve jeo ekonomik riskler gündemi işgal etti. Yine de küresel ekonomi, teknolojik dönüşüm ve yapay zekâ konuları dillere pelesenk oldu.
“Yurtta Savaş, Cihanda Savaş”
Dünyanın her köşesinden silah sesleri, ateş ve duman yükselirken, Davos’ta ABD ye güven suya düştü. Trump, Avrupa’yı aşağılayarak ABD nin üstünlüğünü vurguladı. Bir Alman kantonu olan Graubunden’de “İkinci Dünya Savaşında Amerika yardımınıza koşmasaydı, şimdi hepiniz Almanca konuşuyordunuz” dedi. Danimarka’dan olan toprak talebini tekrarlayıp, bunun kabul edilmemesinin hem ABD, hem de Avrupa için bir güvenlik sorunu olacağını söyledi. ABD nin çeşitli şehirlerindeki olayları umursamaksızın, protestoculara karşı şiddet kullanan Tahran’ı uyardı. İran körfezine doğru yola çıkan Amerikan savaş filosuyla, İran’daki rejimi devirme hedefini dile getirdi. Muhtemelen bu endişeyle ABD nin Diego Garcia üssünün bulunduğu Chagos adasını alelacele Mauritus’a bırakan Birleşik Krallık yönetimini yerden yere vururken adeta yurtta ve cihanda her cephede savaş açarak 2026 Nobel barış ödülüne öykünmeye devam etti. Ama bugüne değin “bağış konferansları” ile başlatılan yeniden inşa girişimlerini, Gazze Barış Kuruluna havale ederek barışa sıradan bir müteahhitlik işi ötesinde önem vermediğini gösterdi.
Güvendikleri Dağı Kar Kaplayınca
Trump Davos’ta, Venezuela’ya ait tankerleri açık denizde tutuklayıp gasp ettikleri petrolden aslan payı alacaklarını söyleyerek 21. yüzyıldaki devlet korsanlığı yollarını anlattı. Güçlünün her zaman haklı olduğunu iddia edince aklıma, Abba grubunun ünlü bir şarkısı geldi. “The Winner Takes it All” adlı şarkının teması “Kazanan her şeyi alır. Kaybeden zaferin yanında küçük kalır”; “Hâkimler verir hükmü; Benim gibiler kabullenir. Seyredenlerse başlarını eğer” üzerinedir. Hakikaten karlı Davos zirvesinde bir baba yiğit çıkıp da, “bu yüzyılda böyle bir korsanlığı nasıl yapar da egemen bir devletin malının yarısına çökersiniz?” deme cesareti gösteremedi. Düşünün dünyanın en güçlü iş adamları ve anlı, şanlı siyasi simalarından hiçbir akil adam Trump’a böyle bir soru soramadı. Belki çekindiler. Belki de sorsalardı “yaptımsa yaptım. Ne olmuş? Bana gücünüz mü yeter? Kırın dizinizi oturun aşağı” Diye bir cevap almaktan çekindiler. Böylece efendilik kendilerinde kaldı sandılar. Şimdi gelmiş yeni bir “diyalog ruhu” aradıklarını söylüyorlar.
Davos’ta Dostlar Yine Alışverişteydi
Trump’ın konuşmasına sabırla katlandılar. Belki de ayak çelmenin veya diş geçirebildikleri ülkelere baskı yapmanın yeni yollarını öğrenebilmeyi umdular. Duyduklarını hararetle ayakta alkışladılar. Grönland topunu, Trump’ın ayağından usta bir manevrayla NATO genel sekreteri Rutte devralıverdi. Ayrıntıları Temmuz 2026 da Ankara’da yapılacak NATO zirvesine kadar yetiştirip, şeytana pabucunu ters giydirmeyi başarırlar inşallah. Can pazarındaki eski dostlar yüksek riskli gördükleri Gazze Barış Kurulu işini damat Kushner’e bıraktı. Orta Doğu ve Orta Asya liderleriyle, uyumlu resim veren Macaristan ve Türkiye hemen 1 er milyar dolar zorunlu hibe taahhüdünde bulundu. Sanki Türkiye, Mısır, Fas ve Ürdün’ün çok parası varmış gibi. Kushner, muhtemelen başka damatlarla birlikte, hiç sormadan cebimizden çekip alacaklarıyla Gazze’ye birkaç gökdelen dikecek. Gazze’den önce aileler kazanacak. İngiltere, İtalya ve Belçika kurula katılmayacağını açıkladı. Reddiyeci Danimarka’yı tokattan son anda Rütte kurtardı. Kabak kurula katılmayacağını açıklayan Kanada’nın başında patladı. Yüzde 100 tarifelerle cezalandırıldı. Şimdi sert çıkmaya başlıyor.
Kanada’nın Fendi ABD’yi Yener mi?
Kanada, Atlantik kıyısındaki Kolonyal boru hattından artık ABD ye petrol akıtmayacağını, boru hattını Pasifik kıyısına uzatarak, petrolü Çin’e satacağını, hatta Çin ile daha fazla ticaret yapacağını açıklıyor. ABD ye tahıl ihracatını kısıtlama ve ABD sınai ürünlerine misilleme tarife tehdidinde bulunuyor. Bakalım el mi yaman? Bey mi yaman? Ayrıca 1994 de devreye giren NAFTA yani Kanada, ABD, Meksika Serbest Ticaret Anlaşmasını, Trump 2018 de CUSMA haline getirmişti ya! Şimdi Kanada yenilenme zamanı gelen anlaşmayı torpilleyebileceğini açıklıyor. Bu tam bir White Fang[1] dişi. 2026 da CUSMA için üç seçenek söz konusu: Anlaşmayı 16 yıl daha uzatmak; Anlaşmadan çekilmek veya hem yenilememe hem de çekilmeme sinyali vermek. Kanada Başbakanı Carney ile Meksika’nın enerji ve iklim uzmanı Cumhurbaşkanı Sheinbaum’un fendi, belki birlikte Trump’ı yener.
[1] “White Fang” (1906), Jack London’un sinemaya da uyarlanan(1991) ve ABD nin kuzey batı Yukon ve Kanada’nın güney batı bölgelerinde geçen romanı.