Pot-Pourri veya Çürümüş Kap
Pot –pourri, çiçek ve müzikle yapılan bir sanatsal düzenleme. İkebana, Japonların çeşitli çiçek ve sebzeleri bir araya getirerek yaptıkları bir pot-pourri. Müzikte ise her tür sesli ve sözlü eserin birbirini izleyen usta geçişlerle ortaya çıkardığı bir uyum. Kulakta bıraktığı hoş tınıdan öte, müziğin ritmine kendini kaptırmak insanı biraz olsun dünyanın bitmez, tükenmez dertlerinden uzaklaştırdığı için zevkli. Müzikte pot pourri’nin aynı parçaları tekrar etmemesi önemli. Buna karşılık toplumsal, iktisadi ve siyasi olaylardan bir pot- pourri oluşturmak istenirse, çoğu kez tekrar kaçınılmaz. Üstelik son zamanlarda tanık olduğumuz birbiriyle ilişkili veya ilişkisiz olaylar yüreklere korku salıp, akıllara durgunluk verdiğinden, bunları art arda sıralayınca ortaya çıkan pot pourri’ye, “çürümüş kap” demek daha doğru. Şu köhne dünyada kötü koku çıkaran şeyleri değiştirmek giderek zorlaştı. Tefessüh etmiş siyasi iktidarları oylarıyla değiştirme şansı olan ülkelerin ne yapacağını seçimlerde göreceğiz. Ancak demokratik gelenekleri erozyona uğramış, kurumları ve ahlaki değerleri çökertilmiş, kuralları aşındırılmış, bir veya birkaç kişinin hırs ve tamahıyla yönetilen ülkeler için, seçim de yapılsa durum ümitsiz. Yine de “güneşin kararan nuru” umut kırmamalı. Ebedi her gecenin bir gündüzü olduğunu düşünmek iyi geliyor insana. İşte birkaç uluslararası örnekten bir pot-pourri.
Güney Kıbrıs’ın AB Dönem Başkanlığı Önceliklerinden biriyle Trump’a Çalım Atmak
Güney Kıbrıs 1 Ocak 2026 itibarıyla AB nin 6 aylık dönem başkanlığını devir almış bulunuyor. Resmi adıyla Kıbrıs Cumhuriyeti başkanlık dönemi öncelik listesi içinde yer alan Kasım 2025 tarihli “Yeni Akdeniz Paktı” nı “Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru (IMEC)” ile bütünleştireceğini açıkladı. Tabii güzergâh üzerinde kendisi var. Ancak bunu yaparken Türkiye’yi dışlayan bu planın uzun ömürlü olmayacağının hala farkında değil. Öte yandan Trump’ın "ölü ekonomi" sıfatı takarak ek gümrük tarifeleriyle cezalandırdığı Hindistan, Amerikan ticaret baskısına rağmen AB ye ihracatını. İspanya, Almanya, Belçika ve Polonya'ya yapılan Hindistan ihracatı Hindistan'ın Avrupa genelindeki etkisini pekiştirdi. Bu ivmeyle, AB 27 Ocak'ta Hindistan ile en büyük Serbest Ticaret Anlaşmasını (FTA) imzalayacak. Bu FTA ya imalat sektörü dâhil, tarım sektörü ise hariç. ABD nin tedhiş gibi tarifeleri, AB ve NATO üyesi Danimarka’ya yönelttiği saldırganlık, NATO’nun belirsizliği ve Çin'e mesafeli durma kararı, AB'ni güvenilir bir alternatif aramaya zorlayınca, akıllarına dünyanın üçüncü büyük pazarı ve rekabetçi bir tedarikçi olan Hindistan geliverdi. Ne çalım ama! Bu mutlu tabloda eksik olan Birleşik Krallık(BK). Eğer BK da gururu bir kenara bırakıp, AB ye dönecek ( Brenter desek mi?) bir adım atarsa, IMEC’in yolu Londra’ya kadar uzanabilir. Hindistan’ın olduğu yerde BK olmazsa olmaz.
Merkez Bankası Özerkliğine Destek Büyürken Bet Emsal Olmanın Dayanılmaz Utancı
Trump’ın Amerikan Merkez Bankası (FED) Başkanı Jerome Powell’a karşı sürdürdüğü kişisel husumet, cezai soruşturmaya dönünce, Powell’a destek veren grupların sayısı da hızla artmaya başladı. Amerikan kongresindeki Cumhuriyetçiler, eski FED başkaları ve başkan yardımcıları, Hazine teşkilatı, eski ABD silahlı kuvvetler mensupları, üniversiteler, uluslararası finans camiası ve hatta bazı iş çevrelerinden gelen tepkiler hızla büyümekte. Bu desteğin bir kısmı kuşkusuz FED başkanına duyulan kişisel güvenden kaynaklanıyor. Ama daha önemli bir kısmı, eğer Merkez Bankası para politikasını yürütme konusunda özerkliğini yitirir ve siyasi otoritenin vesayeti altına girerse Amerikan ekonomisini sürükleyebileceği tehlikeli mecranın takdir edilmesine dayanıyor. Şu sıralar güvenilir uluslararası televizyon kanalları, Merkez Bankalarının özerkliğini yok sayarak, para politikasına “ben bilirim” diye müdahale eden liderlerin, iyi giden ülke ekonomilerini nasıl yüksek enflasyon, fakirlik, derinleşen gelir adaletsizliği ve işsizliğin kucağına ittiğini örnekleriyle programlarında konu ediyor. Başı çeken örneklerden birinin Türkiye olduğu defaten söylendiğinde içim hun oluyor. Bu tehlikeyi fırsat bulduğum her yerde yazmış olmama, her yerde söylememe rağmen, duymazdan gelinmesini, Türkiye’de siyasetin yandaşlarını kollamak istemesine, kural ve akla değil, sadece kişisel çıkara önem vermesine atfediyorum. Aynı durum Arjantin ve Venezuela için de söz konusu. Hepsi kötü örnek ve Trump kendi çıkarı uğruna bu örneklerin peşinde.
İran ve ABD
İran’daki karışıklıklar yeni değil. Arada alevleniyor ve söndürülüyor. Kurbanların kanı baskıcı rejimi besliyor. En son 2022 de Mahsa Âmini’nin ölümüyle hatırladığımız olaylar artık bardağı taşıran son damla sanmıştık. Çünkü İran halkı, kadınlı, erkekli yüksek fiyatlara, zor yaşam koşullarına, nefes aldırmayan yönetime isyan ediyor ve ülke ekonomik sıkıntılar içinde sefaleti yaşarken neden sınırların ötesinde Hizbullah, Hamas, Suriye ve Yemen’e kaynak tahsis edildiğini sorguluyordu. Trump yönetiminin ilk başkanlık döneminde tek taraflı olarak nükleer anlaşmadan(JCPOA) den ayrılması ve İran’a ekonomik yaptırımları arttırması olayların üzerine tuz-biber ekti. Trump’ın İran’a askeri müdahale kararını Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye mi değiştirtti? Yoksa kendi kurmaylarının askeri müdahalenin kontrol edilemeyecek büyük bir faciaya dönüşme olasılığını telkin feraseti mi? İran kolay bir lokma değil. Uzun süre kenara itilecek bir ülke hiç değil. Kendi ulusal iradesi ve İslami devrimi destekleyen kadın hareketinin desteği ile 47 yıldır kendi köşesinde yaşayan İran’ı yeniden küresel ekonomik sistemin bir parçası haline getirmek, reformları kendiliğinden tetikleyebilir. Ama bunu mevcut rejime karşı olarak sahneye çıkarılan devrik Şah Pehlevi’nin oğlu Rıza yapamaz. Her şeyden önce olmayan devlet yönetimi deneyimiyle İran için alternatif olamaz. Ayrıca bunca yıl ABD de refah içinde yaşamasını babasının yurt dışına kaçırdığı servete borçlu olan sabık prensi İran halkı kabul edemez.
Venezuela, ABD ve Türkiye
Geçen Perşembe Venezuela’nın muhalif lideri Maria Corina Machado, Trump’ı Beyaz Saray’da ziyaret etti. ABD’nin Venezuela’nın 50 milyar Dolarlık petrol gelirlerini Katar Bankasında tuttuğu söylentileri ortadayken, iktidar hırsıyla ülkesine Amerikan askerlerini davet eden, bunun için Nobel Barış ödülünü bile Trump’a verecek kadar alçalan birisi[1], başkan olmalı mı? Ne siftinme ama! Kifayetsiz muhteris kadınların siyasete girerek, demokrasiyi nasıl aşındırdıklarını düşünüp ümitsizliğe kapıldım. Evet, Venezuela iyi yönetilmiyordu. Maduro yönetimi zaten yozlaşmış bir yönetim örneğiydi. Uyuşturucu baronluğuyla veya ulusal serveti kendi cebine indirip külçe külçe altınlarını binlerce mil uzaklarda korumaya alan bir başkanın ülkesi için yapabileceği pek bir şey kalmamıştı. Ama şimdi, Maduro’nun yerine gelen onun sağ kolu Delci Rodriguez, hem bir rejim değişikliğini temsil etmiyor; hem de şimdi ABD ne isterse onu yapmak zorunda. Petrolünü, altınını, tarımsal ürünlerini sadece Amerika’ya veya Amerika aracılığı ile ihraç edilebilir. Bütün limanları, tersaneleri ve fabrikaları artık ABD nin denetiminde olan, karasularında gemileri özgürce seyredemeyen Venezuela bağımsız olabilir mi? Simon Bolivar’ın kemikleri şimdi sızlıyor olmalı. Tabii bu çağda böyle bir yeni sömürgecilik politikası, ABD nin de dünyada itibar kaybetmesine neden. Ne yazık ki Amerika bu haldeyken Türkiye, “Kuzey Suriye’de Beyaz Saray ile koordinasyon içinde” hareket edildiğini açıklıyor. İşte dünyanın “çürümüş kabından” bazı örnekler.
[1] Norveçli yazar Knut Hamsun’un da 1920 de kazandığı Nobel ödülünü 1943 de Nazi Almanya’sının Propaganda Bakanı Goebbels’e verdiği biliniyor.