Muhteşem nasıl olunur?
MUHTEŞEM ELEANOR Filmini izlerken hayatımdan geçen üç güzel ve harika kadını anımsadım. Akılları başlarında, dostluktan ve sevgiden yana içlerinde dışarıya, dünyaya kocaman bir spot tutan.

Yaptıkları şey elbette karşılıksız ve o yıllarda bile tüm yaşanmışlıklar, o yaşanmışlıklar içerisinden kendilerine sadece sevgiyi seçmiş insanlardı.
Koşulsuz sevgiyi, sadece annelerden almıyoruz ki!
Hayatın içinde gerçekten böyle insanlar var. Ve iyi ki varlar!
Scarlett Johansonn’un ilk kez yönetmen olarak beyaz perdede varlığını gösterdiği ve ilk filmi olmasına rağmen güzel iş çıkardığını söylemeden edemeyeceğim.

Okullar hazır tatile girmişken öyle anlamlı, insan yanımızı pekiştirecek. Sıcacık bir filmi izlemek belki erken kaybettiğimiz büyüklerimizin de, o yıllarda hata olarak görsek de, kendi çağları ve edinimleri ile haklı olduklarına kanaat getirip. Fiziksel olarak olmasa da manevi olarak o gecikmiş kucaklaşmayı yaşayabileceğiz.
“Muhteşem Eleanor” Gençlik bilseydi, ihtiyarlık yapabilseydi, sözünün açık tezahürü.
Kayıplar, acılar, savaşlar ve çocuk yetiştirme.
Büyüyen birey ile kuşak çatışmasını tolera edebilecek en kuvvetli ilaç Eleanor gibi yaşamı olduğu gibi sırtlanıp ama susmamak.
Kendi suskunlarına bir elçi olarak en yakın dostunun vefatı ile “bildiğiniz gibi değil ben o kamptan kurtuldum. Yaşam hiçte kolay değildi” Peki, ya o kişi bu sözleri söyleyemiyorsa en çok hisseden tercüman olacaktır.
“Hitler gülümsememi çaldı” diyen Bessi’nin sözcüsü Eleanor bu görevi yakın dostluğuna istinaden paylaşır. Bir aksi beis aramaz art niyet yoktur.
Şunu yaşar, Polonya güzeli doksan üç yaşındaki Eleanor. Bu bir tarihi ve önemli gerçektir. Bana güvenip anlattı ise ve artık yoksa ben de o anlattıkları ile o’yumdur.
Olduğum gibi halimle.
Müthiş bir sevgi fırtınası. Zamane bireylerinin ne kadar yüzeysel yaşadıklarının kanıtı niteliğinde ve hala öğren diyor.
Dünya ne acılardan geçti ve hala öğrenmek istemiyor!
Oysa iyi ve sevecen insan olmak, hiçte zor değil!
Kaçırmayın!