İstanbul
Parçalı bulutlu
12°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,1388 %0.21
50,2459 %-0.08
6.251,35 % 0,91
90.535,77 %0.081
Ara

“Bir bilen”

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
“Bir bilen”

Türkiye’de seçmen tercihleri, genel olarak sorgulayarak, araştırarak değil geleneksel-ailevi bağların, yakın çevrenin veya bir lidere duyulan hayranlığın etkisiyle yapılır. Bunun tabii ki belli oranda istisnaları vardır. Hiçbir etki altında kalmadan okuyup araştırarak siyasi tercihini ortaya koyanlar da azımsanmayacak kadardır. Ancak bu şekilde davrananların oranı halen yeterli değildir. 

Çok partili düzene geçilmesinden bu yana sandıklardan çıkan oy oranlarına bakıldığında, hangi görüşten olunursa olunsun tercihlerde ciddi bir muhafazakâr davranış biçiminin rol oynadığı açıktır. Yüzde 65-70 sağ, yüzde 30-35 sol-sosyal demokrat oyların aşağı yukarı hep aynı kalması bunun göstergesidir.

Sol oylarda belirginleşen bir diğer durum, lider hayranlığından ziyade oyların kurumsal kimliğe duyulan güven ve ideolojik görüş doğrultusunda verilmesidir. Sağda ise ana neden bunun tam tersidir. 1950’den bu yana sağ partilere verilen oyların ezici çoğunluğu liderlere duyulan hayranlıktan dolayıdır.

Bu anlayışa göre lider yanılmaz, hata yapmaz, her zaman doğruyu söyler, çelişkiye düşmez ve mutlaka bir bildiği vardır. 12 Eylül’den sonra siyasi yasaklı olan Demirel’den, adının anılması dönemin şartlarına uygun olmadığı için “Bir bilen” şeklinde bahsedilmesi bu anlayışın ürünüdür. Menderes, Demirel, Türkeş, Erbakan, Özal, Erdoğan çizgisinin, aralarında fikirsel ayrılıklar bulunsa bile özü budur.

Ancak tam da bu noktada Erdoğan ile öncülleri arasında bir ayrım yapmak gerekir. Menderes hariç tutulursa, Erdoğan dışında adı geçen tüm liderler ömürleri boyunca belli bir fikir doğrultusunda hareket etmiş, siyasi hayatları süresince sayısız hataya, çelişkiye düşmelerine rağmen genel anlamda çizgilerini koruyabilmişlerdir.

Erdoğan’ın durumu ise biraz farklıdır. Türkiye siyaseti, yıllarca savunduğu fikri bir günde terk edip, aynı hararetle aksini savunabilen başka bir liderle Erdoğan öncesinde karşılaşmamıştır.

Esad ile oldukça yakın ilişki içindeyken birden diktatör olduğunu hatırlayan, NATO’nun Libya’da ne işi var dedikten kısa süre sonra NATO’nun Libya’ya girmesi gerektiğini söyleyen, Sisi’nin yılarca darbeci olduğunu haykırıp şimdi yakın ilişkiler kuran, 15 Temmuz darbe girişiminin finansörü olarak kamuoyuna sunulan BAE ile bugün yine kol kola olan Erdoğan’ı bu konuda geçebilmek için büyük çaba sarf etmek gerektiği kuşku götürmez bir gerçektir.

Cumhurbaşkanının bu yönetim anlayışının son örneği ise ikinci açılım sürecinde görülmüştür. Muhalefeti DEM Parti ile siyaset yapmakla suçlarken (ki yasal bir partiyle görüşmenin, müzakerelerde bulunmanın hiçbir sakıncası yoktur) bugün bahsettiği role kendisi soyunmuştur.

Burada asıl soru, bu tarz bir yönetim anlayışının daha ne kadar sürdürülebileceğidir. Erdoğan’ın artık tutarlı bir görüşü, fikri, ideolojisi kalmamıştır. Bunu tüketen, yaptığı zikzaklarla bizzat kendisidir. Sürekli karar ve strateji değiştirerek seçmen bir noktaya kadar konsolide edilebilir. Fakat bu tarz, alışkanlık haline getirildiğinde gerilemenin ve çöküşün beklenenden de hızlı olacağı kesindir.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *