“Çanlar Kimin İçin Çalıyor?”
Maduro ve eşinin bir gece yarısı ansızın derdest edilip New York’a uçurularak Brooklyn’de bir gözaltı merkezinde tutuklu olarak bulundurulması ve Pazartesi gününden itibaren Güney New York mahkemesinde yargılanmaya başlaması akıllara bir kaç soru ve endişe getiriyor. 1. Yeni olmayan bir fütursuzlukla ABD nin yaptığı askeri harekât ve sonrasında yapılan resmi açıklamalar, ülkenin iç hukuku, demokratik gelenekleri ve uluslararası hukukla ne kadar bağdaşır? 2. Böyle askeri harekâtın asıl amacı nedir ve Maduro ile Venezuela’nın geleceği nasıl şekillenecek? 3. Hangi ülkeler şimdi Trump yönetiminin merceğine, dürbün veya periskopuna yakalanabilir? Bir diğer deyimle çanlar bundan sonra hangi ülkeler için çalabilir ve Venezuela’ya karşı yapılanlar, kimlere hangi operasyonlar için ilham veya cesaret verebilir? Anlaşılan o ki 2026 yılı diken üstünde geçecek. Aslında ikili ve/veya çok taraflı saldırmazlık anlaşmalarının yeniden gündeme gelmesi veya yenilenmesi zamanı. Görev süresi 31 Aralık 2026 da dolacak olan Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres buna önderlik etmeli.
İç Hukuk ve Teamüllerin Dışına Çıkılması ve Uluslararası Hukuka Aykırılık
Trump yönetiminin tek taraflı idari kararla başlatıp tamamladığı bu harekâtta kongreye bilgi vermemesi ve danışmaması ABD nin demokratik geleneklerine uymuyor diye düşünülse bile, her şeyden önce kongreden gelen tepkilerin zayıflığı dikkatlerden kaçmıyor. Ama geçmişte yapılan benzer harekâtlarda kongre bilgilendirme veya onayına başvurulup, başvurulmadığı da sorgulanıyor. Hep 1992 yılında Kolombiya ve Noriega örneğine odaklanılıyor. Ama 1953'de Eisenhower’ın İran’ın 35. Başbakanı Muhammed Musaddık'ı görevden alıp, babası Şah Rıza yerine oğul Rıza Pehlevi’yi iktidara getirirken kongreye danışıp danışmadığı düşünülmüyor. Açıkçası ABD nin böyle bir geleneği ve “suyumu bulandırıyorsun. Buna izin vermem” cinsinden bir kuzu-kurt hikâyesi var. Ama 1953 de Musaddık’a karşı yapılan darbe sırasında İngiltere ve İngiliz istihbaratı desteği, Saddam ve 2011 de Kaddafi’ye karşı olan harekâtta Birleşmiş Milletler desteği vardı. Şimdi hangi yabancı istihbarat desteği olduğu belli değil. Venezuela ordusunun desteği ise bir süre konuşulacağa benziyor. Tabii Maduro hakkında aynı Netanyahu ve Putin için olduğu gibi 2020'den beri tutuklama emri olduğu biliniyor. Ancak uluslararası hukuk açısından durumun karışık olduğu anlaşılıyor. Şöyle ki ABD'nin Maduro ile ilgili iddiasının, BM Şartı'nın 2(4) maddesini geçersiz kılmadığı belli. Bu madde, meşru müdafaa veya Güvenlik Konseyi onayı dışında güç kullanımını yasakladığı gibi, yalnızca Uluslararası Ceza Mahkemesinin (ICC) görevdeki bir devlet başkanı için tutuklama emri çıkarabileceğini açıkça ifade ediyor. Ayrıca Uluslararası Adalet Divanı'nın 2002 tarihli Tutuklama Emri Davası, yabancı mahkemelerin genellikle mevcut bir lideri, ciddi suçlar için bile yargılayamayacağını doğruladığı halde Trump yönetiminin Maduro’yu tutuklayarak yargılaması, tamamen uluslararası hukuk ve teamüllerin dışına çıkıldığını gösteriyor. Şu ana kadar BM ve AB sessiz, tepkisiz ve eylemsiz. İspanya karşı, Birleşik Krallık kararsız; İtalya ve Macaristan destek, Çin ve Rusya’nın tutumu ile bundan sonra atacakları adımlar önemli. Trump yönetiminin tek taraflı eylemi, egemenlik ve uluslararası hukuk normları kadar uluslararası kurumlara da meydan okuyan endişe verici bir emsal. Siyasi egolarını çatışma ve savaşlarla beslemek veya bazı şeyleri gölgelemek isteyen liderlerin hukuksuzluklarla dünyayı nereye vardıracağı artık iyice tedirginlik yaratmakta.
Venezuela Müdahalesinin Amacı
Maduro’nun meşruiyeti tartışılan başkanlığının aksine bir seçim zaferiyle 1951 yılında göreve gelen Musaddık'ın ilk icraatlarından birinin Anglo-İran Petrol şirketini millileştirmek olması, o tarihte hem ABD, hem de İngiliz çıkarlarını zedelemiş ve Birleşik Krallığın da ABD yi desteklemesini sonuçlandırmıştı. Aradan geçen 70 yılda ve özellikle 1970 lerde pek çok ülke gibi Venezuela da petrol şirketini millileştirmişti. Dolayısıyla Maduro’ya karşı yapılan harekâtın asıl nedeni narkotik trafiği ile mücadele gibi gözükse bile yine petrol ve petrolden öte nadir elementlerle ilgili çıkarların galebe çaldığı anlaşılıyor. Bu nedenle Petroleas de Venezuela da hedefte gibi. Halen Venezuela’da ENI, Total, Chevron’dan başka Roseneft ve Çin Petrol şirketleri faal. Zaten uzun zamandır ABD yaptırımları altındaki ülke sadece dünya petrol ihracatının yüzde 1 ni sağlıyor. Bunun yüzde 85 i de Çin’e gönderiliyor. Şimdi Trump, “Venezuela petrolleri bize ait” diyor. Kim demiş? Bu düpedüz 19. yıl sömürgeci söyleminin ispatı ve inandırıcılığı yok. Ancak ihmal, yolsuzluk ve iş bilmezliklerle ülkenin petrol altyapısı ve kuyularının perişan durumda olduğu gerçeği ortada. Venezuela yine de 308 milyar varil petrolle dünyanın ispatlamış en büyük rezervine sahip. Adını dünyaya 1960 yılında OPEC’in kurucu önderliğini yapması nedeniyle duyuran Venezuela’ya Çin ve Rusya’nın da büyük yatırımlar yapmış olması, bu ülkeyi devlerin üzerinde tepinerek çimleri ezeceği bir başka alan haline getiriyor. Venezuela petrolü söz konusu olduğunda, Çin’in hala önemli rolü olacağını tahmin ediyorum. Petrol ve soya fasulyesi Çin’e gitmeye devam edecektir. Zaten ABD nin Venezuela limanlarının kontrolünü aldığı veya kıta ablukasını genişlettiğine ilişkin bir haber akışı yok. Trump “Çin buyursun gelsin satarız” diyor. Zaten Caracas’taki yönetim değişmediğine göre durum “aynı tas, aynı hamam, aynı tellaklar”. Ancak petrol ve madenlerde ABD şirketlerine öncelik taahhüdü verilebilir. Maduro’nun geleceği ise şimdi önce bir adli sürece bağlı. Belki de Trump onu affeder. Belli mi olur? Ama Venezuela’nın mağduriyetinin olmaması için geçici başkan Delcy Rodrigez’le beraber ülkedeki diğer ahbap çavuşların ve sürgündeki muhalefetin ülkelerine sahip çıkması gerek. Birleşmiş Milletler için ise bu karşılaşılan bir başka sınav.
Bed Emsalin Emsal Olduğu bir Dünya Düzeni
“Çanlar Kimin İçin Çalıyor?” Hemingway'in unutulmaz kitabı. Yazar, bu kitapta savaşın vaz geçilmez bir endüstri haline geldiği dünyayı, İspanya iç savaşı merceğinden anlatır. Tarafların amaçlarına ulaşmak için savaşta her kötülüğe başvurabildiğini, bu nedenle aslında gerçek kahramanlığın bir aldatmaca olduğunu söyler. Trump şimdi neden kahramanlık peşinde? Kendisine seçim desteği sözü veren şirketlere piyasa açmak için. Ama Venezuela’nın petrol alt yapısı yenilenip, piyasalara daha fazla petrol aktığında fiyat düşerse, Trump orada olmayabilir. Askeri güç kullanarak Nobel barış ödülünü alabilir mi? Nobel’in de namusunu seneye göreceğiz. Yüksek adrenalin şimdi savaş çanlarının Küba, Kolombiya, Panama, Meksika, İran ve Danimarka için çalmasına neden oluyor. Tabii ABD’nin açtığı yoldan Rusya’nın Kiev ve Tallinn’e, Çin’in Tayvan ve Singapur’a, Sırbistan’ın Bosna-Hersek’e saldırması mümkün. Bu yol Türkiye’ye asla Kuzey Suriye’ye girme ilhamı, ihtirası ve hevesi vermemeli. Şimdi ihtiraslarına gem vurabilen akil devlet adamlarına ve ABD’ni şiddetle kınayıp, peşine takılmayacak dünya liderlerine ihtiyaç var. Bed emsal, emsal olmamalı.