İstanbul
Parçalı bulutlu
14°
Adana
Adıyaman
Afyonkarahisar
Ağrı
Amasya
Ankara
Antalya
Artvin
Aydın
Balıkesir
Bilecik
Bingöl
Bitlis
Bolu
Burdur
Bursa
Çanakkale
Çankırı
Çorum
Denizli
Diyarbakır
Edirne
Elazığ
Erzincan
Erzurum
Eskişehir
Gaziantep
Giresun
Gümüşhane
Hakkari
Hatay
Isparta
Mersin
İstanbul
İzmir
Kars
Kastamonu
Kayseri
Kırklareli
Kırşehir
Kocaeli
Konya
Kütahya
Malatya
Manisa
Kahramanmaraş
Mardin
Muğla
Muş
Nevşehir
Niğde
Ordu
Rize
Sakarya
Samsun
Siirt
Sinop
Sivas
Tekirdağ
Tokat
Trabzon
Tunceli
Şanlıurfa
Uşak
Van
Yozgat
Zonguldak
Aksaray
Bayburt
Karaman
Kırıkkale
Batman
Şırnak
Bartın
Ardahan
Iğdır
Yalova
Karabük
Kilis
Osmaniye
Düzce
43,0613 %0.05
50,4081 %0.2
6.136,48 % -0,37
90.185,07 %-1.866
Ara

Bolivar’dan Maduro’ya

YAYINLAMA: | GÜNCELLEME:
Bolivar’dan Maduro’ya

Simon Bolivar ismi Latin Amerika ülkesi Venezuela için çok önemli. Bolivar 1783, Caracas, yani bugünkü Venezuela’nın başkenti doğumlu; 1830’da da bu dünyadan göçmüş. Günümüzde Kolombiya, Venezuela, Ekvador, Peru, Panama ve Bolivya olarak bilinen ülkelerin İspanya İmparatorluğu’ndan bağımsızlıklarını kazanmalarına öncülük etmiş askeri ve siyasi lider.

Sizleri fazla oyalamadan kısaca anlatmak istiyorum. Bolivar, biraz önce isimlerini saydığım Latin Amerika ülkelerinin İspanya İmparatorluğu’ndan bağımsızlıklarını kazanmalarını sağlamış. Ancak en büyük düşü olan, bu ülkelerin birleşerek tek bir yönetim altına girmelerini başaramamış. Hepsi ayrı ayrı bağımsızlıklarını ilan edince derin bir üzüntüye kapılarak kahrından ölmüş.

Kimi tarihçilere göre Bolivar bir ulusal kahraman, kimilerine göre de sert bir diktatör. Yahu 18. yüzyılın sonu 19. yüzyıl başlarında dünyada demokrat liderler  vardı da biz mi bilmiyorduk? Bildiğimiz, Güney Amerika ülkelerinde, hatta Türkiye’de Simon Bolvar efsanesinin hala anlatıldığı, hatta Bolivya’nın adını Bolivar’dan aldığı... Güney Amerika ülkelerinin çoğunluğunda Portekizce istisnası dışında İspanyolca resmi dildir ve  halklar arasında Bolivar “El Libertador” (Kurtarıcı, Özgürleştirici) olarak anılır. Unutmadan ekleyeyim, Venezuela para birimi de Bolivar. Bu arada bir parantez açayım. Ankara’nın göbeğinde Simon Bolivar Caddesi var.

Gelelim bugüne ve yaşanan haydutluğa... Biliyorsunuz, ABD Başkanı Donald Trump, bir başkanlık kararnamesiyle ABD Kara Kuvvetleri’ne bağlı özel harekat birliği Delta Force’u Venezuela’nın başkenti Caracas’a gönderip iki saat içinde yolsuzlukları, uyuşturucu kaçakçılığı, halkına terör estirmesi hatta 2024 seçim sonuçlarını çalmasıyla bilinen ülkenin Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşini yakalatarak New York’a getirtti.

Tam bir haydutluk örneği. Trump denilen kaçık Birleşmiş Milletler tüzüğünü, uluslararası hukuku hiçe sayarak bir başka devletin başkanını tutuklattı.  Aynı Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Ukrayna’yı işgal için savaş açması gibi. Putin de uluslararası hukuku, Birleşmiş Milletler tüzüğünü yok sayarak kendisine ait olduğunu düşündüğü topraklarda hak iddia ediyor. Haydutlukta Putin ve Trump’ın hiç bir farkı yok.  Diyeceksiniz ki, Maduro sabıkası yüklü bir kişilikti. Olabilir de, hukukun üstünlüğüne inanıyorsak  onu  koltuğundan alaşağı etmek hakkı sadece ve sadece Venezuela halkına ve adaletine aittir. Nasıl ki Ukrayna halkının Volodimir Zelensky’yi alaşağı etme hakkı olduğu, Rusya’nın orada açıkça işgalci duruma düştüğü gibi.. İlginç olan İspanya Başbakanı Pedro Sanchez hariç  dünyada hiç bir ülke lideri ya da hükümrtinin ABD’nin Venezuela’da darbe yapmasına ses çıkarmaması hatta Birleşmiş Milletler’den de tepki gelmemesi. En tuhafı da, kardeşim Maduro, diye hitap ettiğİ Ankara’dan sade suya tirit bir açıklama yapılması...

Maduro’nun kaçırılışından hemen sonra bir basın toplantısı düzenleyen Trump, “en uygun yönetim kurulana kadar Venezuela’nın ABD tarafından yönetileceğini” açıkladı. Oh ne güzel. Hem haydutlukla ülkenin tepesine otur, sonra da doğal zenginliklerinin üstüne istediğin gibi çök.

Gerçi bu ABD’nin ilk sabıkası değil. Dönemin ABD Başkanı baba George Bush da 1989 yılında Panama’yı işgal etmiş, uyuşturucu kaçakçılığı ve terorizm saldırılarıyla ünlü  lideri Manuel Noriega’yı tutuklatmış, yargılatarak hapse mahkum ettirmişti.

Bu arada, Maduro’yu gerçek bir sosyalist sanıp Venezuela’da sol-emperyalist çatışması yaşandığını sananlara da not düşeyim. Maduro, selefi Hugo Chavez’nin aksine solcu filan değil, tam bir lümpendi. Hugo Chavez 1999’da Venezuela Devlet Başkanlığına seçilir seçilmez, ülkeyi her zaman olduğu gibi karıştırmaya çalışan ABD petrol şirketlerini millileştirerek faaliyetlerine son vermişti. Chavez ülkesinde kendince bir sosyal adalet sistemi kurmuş, Washington’ı kol mesafesinde tutmayı başarmıştı. Erken ölümü üstüne yerine seçilen Maduro’nun iktidarının daha ilk günlerinde çevirdiği dolaplar Venezuela halkının infialine sebep olmaya başlamıştı. Bugüne baktığımız zaman  Maduro’nun 1999’un, yani Hugo Chavez’nin  “kefaretini” ödediği de ABD basınında yaygın olarak tartışılıyor.

Dönelim Maduro’ya... Maduro öteden beri sağlam ayakkabı olmamasıyla biliniyor. Kamyon şoförlüğünden sendikacılığa, oradan da siyasetçiliğe atlamış. Maduro dünyanın en zengin petrol ve altın rezervlerine sahip olmakla bilinen Venezuela’nın petrol ve altın gelirlerini iç edip halkını açlığa mahkum etmesiyle de ünlü. Öyle ki Venezuelalılar’ın Maduro’nun paketlenip ABD’ye götürülmesinden sonra neredeyse sokaklarda bayram edecek kadar sevindikleri haberleri var. Kimi haberlere göre ordu ve muhalefet içinde bazıları ABD’yle işbirliği yaparak Maduro’nun sonunu hazırlamışlar. Bazı haberlere göre ise Maduro’nun, servetini garanti alma karşılığında Trump’la anlaşma yaparak ABD’ye teslim olduğu. New York Times gazetesinin haberi daha da ileri giderek, Maduro’ya silahlı çatışma çıkmadan Venezuela’yı terk ederek istediği bir ülkeye gitmesinin teklif edildiği, bu ülkeler arasında Türkiye de olduğu iddiası var. Aman ha, derim.

Bunları yazarken Maduro New York Güney Bölge Mahkemesi’nde hakim önüne çıkarıldı. Kendisine yöneltilen Venezuela’dan ABD’de giren uyuşturucu kaçakçılığı, terorizm gibi suçlamaları reddeti. Ancak ilginçtir, hapisten çıkması için kendisine önerilen kefaleti reddetti; içeride kalmak istediğini söyledi. Kim bilir, mahkemeye anlattığı bazı konuların hayatını tehlikeye atacağından korkmuş ve hapiste daha güvende olacağını düşünmüş olabilir mi?

Trump’ın, dünyanın en zengin petrol rezervlerinin üstüne oturmak için bu operasyonu yaptırdığı, onun dışında Venezuela halkının çektiklerinin umurunda olmadığı anlatılıyor. Doğru bir analiz de eksik. Size bir noktayı hatırlatmak isterim. Geçtiğimiz Kasım ayında Trump Ulusal Güvenlik Stratejisi Belgesi’ni açıklarken başlangıç bölümüne Monroe Doktrini’ni yazdırmıştı. Dönemin ABD Başkanı James Monroe tarafından 1830’da açıklanan Monroe Doktrini, daha önceki bir yazımda da belirttiğim gibi ABD’nin Avrupa ülkelerine, Batı Yarıküresi yani Kuzey ve Güney Amerika kıtasına kesinlikle müdahale etmemeleri, bu bölgenin tamamıyla Washington’un arka bahçesi olduğu uyarısını içeriyor. Aradan daha iki ay bile geçmeden Trump bütün Amerika kıtasına Monroe Doktrini’ni hatırlatarak Maduro’yu paketletiverdi.

Bundan sonra sırada Küba ve Colombia liderleri olduğu haberleri var. Hatta, Maduro’nun kaçırılış açıklamasının hemen ardından, Küba göçmeni bir ailenin oğlu olan  ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio,”Küba’nın bir hükümet yetkilisi olarak Havana’da (Küba’nın başkenti) yaşasaydım en azından biraz tedirgin olurdum,” dedi.
Öyle anlaşılıyor ki Trump durmayacak. Gözüne kestirdiği Latin Amerikalı liderleri alaşağı etmek için operasyon üstüne operasyon yaptıracak. Benim endişem Trump’ın, eş zamanlı olarak örneğin İran ve bölgemizdeki bazı ülkelerin liderlerine de operasyon yaptırması. Zaten Danımarka toprağı olan Grönland’ı yeniden gündeme getirdi; Grönland açıklarında Rus ve Çin bandıralı gemilerin bölgeyi kuşatmalarının ABD’nin ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğunu söyledi.

Tedirginliğimin esas kaynağı ise Maduro’nun daha bir kaç ay öncesine kadar AKP iktidarıyla olan yakınlığı. Türkiye’nin son Başbakanı Binali Yıldırım’ın oğlunun Venezuela’yla yaptığı ticaret. Venezuela altınlarının Çorum yakınlarında Ahlatçı Holding’in rafinerisinde işlendikten sonra dış dünyaya pazarlanması. Hatta Maduro’nun servetinin bir kısmını Türkiye’ye aktardığı söylentileri. Maduro’nun servetinin bir kısmının Türkiye’ye kaçırıldığı doğru mu yalan mı bilmem ama milletin ağzı torba değil ki büzesin.

Acaba bu son haydutluğun vahamet derecesini kavrayabiliyor muyuz? Bundan sonra her kim olursa olsun, isteyen devlet gözüne kestirdiğine saldıracak, kaçıracak ve canı ne istiyorsa onu yapacak, öyle mi? Yani dünyanın yeni düzeni orman kanunu mu olacak? Kendine dünyanın jandarması rolünü biçen ABD zaten ,”Ben haydut devletim,” diye ilan etti. Eskinin kamyon şoförü ülkesini duvara toslattı, Bolivar’ın kemiklerini sızlattı.

Yorumlar
* Bu içerik ile ilgili yorum yok, ilk yorumu siz yazın, tartışalım *