Üçüncü yol
Maduro bir diktatördü. Selefi Hugo Chavez seçim yoluyla devlet başkanı seçilmiş, 2002 yılında ABD tarafından tezgâhlanan darbe girişimini bastırdıktan sonra iktidar gücünü pekiştirerek ülkesini zamanla baskıcı ve sert bir yönetim anlayışına yöneltmişti.
Chavez’in hayatını kaybetmesinin ardından bizzat kendisi tarafından seçilen Maduro göreve geldiğinde bu yönetim anlayışında değişiklik olmadı. Hatta işler daha kötüye gitti. 2024 yılında yapılan şaibeli seçim bu yönetim tarzının son ürünü olarak kayıtlara geçti. Günden güne artan ekonomik zorluklar Maduro döneminin bir diğer önemli unsuru oldu.
Chavez - Maduro ikilisi, başkanlık yıllarında yaptıklarıyla ülkelerini anti demokratik bir yola sokmakla kalmadılar, halkın sefaletine de kulak tıkayarak zamanında aldıkları desteğin kaybolmasına neden oldular.
Bunun yanında, Venezuela’da mevcut yönetime karşı olan siyasi liderlerin, ABD’nin gölgesine sığınarak iktidar olmayı amaçlamaları da en az Chavez – Maduro ikilisinin yaptığı hatalar kadar büyük bir hataydı.
Nitekim en nihayetinde ABD, kısa süren bir operasyonla, uluslararası uyuşturucu ve silah kaçakçısı olduğu suçlamasıyla Maduro’yu Venezuela’dan kaçırdı. Aynı akşam Trump’ın yaptığı açıklamayla, iktidar gücünün o güne kadar kendilerine sığınarak muhalefetçilik oynayanlara da verilemeyeceği açıklandı. Yani Venezuela’da ne iktidar ne de muhalefet bu işten kazançlı çıktı. Kazanan çoğu zaman olduğu gibi emperyalizm oldu.
ABD tarafından yapılan operasyon en hafif tabirlerle zorbalık veya haydutluk olarak nitelendirilebilir. Yaşananlar Birleşmiş Milletler örgütünün ömrünü çoktan tamamladığını bir kez daha kanıtlamakla birlikte, dünyanın postmodern bir Ortaçağ’a dönüş yaptığını da açıkça göstermektedir.
Şaibeli bir seçim sonucunda göreve gelmiş olsa bile bir ülkenin devlet başkanının kaçırılarak başka bir ülkede yargılanacak olmasını ABD’nin hiçbir mantıklı gerekçeyle açıklayabilme şansı yoktur. Zaten böyle bir niyetleri de bulunmamaktadır.
Venezuela halkı bir diktatörden kurtulmuş olmalarına sevinebilir. Ancak bunun ABD eliyle gerçekleştirilmesi ve bu aşamadan sonra ülkeleriyle ilgili bütün inisiyatifin ABD’de olacak olması kendileri açısından kabul edilebilir bir durum olmamalıdır.
Venezuela halkının içinden, görüşü ne olursa olsun, bağımsızlıktan ve demokrasiden yana, anti emperyalist, ABD zorbalığına ve yıkılan diktatörlüğe karşı bir kuvvet çıkması bundan sonra beklenen en önemli gelişmedir. Bizim bazı “sosyalistlerimiz”in almaları gereken tavır ise Soğuk Savaş’ın ezberlerinden kurtulamayıp insan haklarını ve özgürlükleri yok sayarak, sosyalist olduğunu iddia eden bir diktatörü amansızca desteklemek yerine bu beklentiyi vurgulamaktır.