ABD'nin Venezuela'ya saldırısı
Başkan Donald Trump Yönetimindeki ABD’nin BM Yasası çerçevesinde geçerli meşru bir gerekçe göstermeden ve/veya BM Konseyi’nden aldığı bir yetki olmadan Venezüella’nın Başkenti Karakas’a askerî harekât düzenlemesiyle, Kenti bombalaması ve Devlet Başkanı’nı ve eşini kaçırmasıyla, bu gelişme üzerine BM Güvenlik Konseyi’nin derhal toplanamamış ve Uluslararası camiadan henüz anlamlı bir tepki gelmemiş olmasıyla ve ayrıca BMGK toplansa bile ABD'nin tek başına karar alınmasını veto edebileceği, yani BM Güvenlik sistemini felce uğratabileceği gerçeği muvacehesinde, görüşüme göre, BM Yasası’ndaki ilkelere dayanan milletlerarası ilişkiler düzeni fiilen askıya alınmış olmaktadır.
Hatırlanacaktır: George W. Bush yönetimindeki ABD, İngiltere ve Avusturalya ile birlikte 2003 yılında Irak'ı işgal etme kararı alırken, harekâtın gerekçesi olarak Irak'ın ülkelerin tüm kitle imha silahlarından arındırılmış olmasını gerektiren BM Güvenlik Konseyi kararlarını ihlal ettiği iddiasını (sonradan geçersiz olduğu anlaşılmasına rağmen) beyan etmişti.
Oysa Başkan Donald Trump geçtiğimiz Haziran ayında İran’ı bombalatırken BM Yasası’ndaki ilkelere atıf yapmamıştı. BM Yasası’nda tam karşılığı olan gerekçe ileri sürmemişti. Sadece İran'ın nükleer tesislerinin ABD güvenliğine yakın bir tehdit oluşturduğu iddiasını ileri sürmüştü. O zaman bu iddia da “İran nükleer silâh üretmiyor” diyen ABD Millî İstihbarat Direktörü Tulsi Gabbard tarafından çürütülmüştü. Trump bunun üzerine “onun ne söylediği umurumda değil” demiş ve İran’a yönelik bombardıman emrini vermişti.
Günümüzün gerçeği maalesef şudur: Milletlerarası ilişkilerde meşruiyetin kaynağı ve ölçüsü artık BM Yasası değil, ABD Başkanı Trump’ın şahsi iradesi ve takdiridir.
Bellidir ki, Trump’ın Venezüella Lideri’ni sahneden silmek istemesinin asıl sebebi ne Maduro’nun demokrasiyi ihlâl etmesi ne seçimde hile yapması, ne diktatörleşmesi ne de ABD’ye yönelik uyuşturucu madde ticaretine bulaşmasıdır. Asıl sebep Maduro’nun Trump’ın suyuna gitmemiş olmasıdır.
Yine bellidir ki, şahsen benim de beğendiğim “Dünya Beş’ten Büyüktür” vecizesi artık geçerli değildir. Çünkü İran’ı bombalayan, Gazze’ye kadın-erkek, yaşlı-çocuk, askerî tesis-hastane, ibadethane ayırımı yapmadan bomba ve/veya top mermisi yağdıran, 70 bin kişiyi öldüren, 170 bin kişiyi yaralayan İsrailli komutanlara ve Netanyahu’ya övgüler düzen ve Yeni Yıl 2026’ya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin "savaş suçu" işlediği gerekçesiyle hakkında tutuklama emri çıkarmış olduğu İsrail Başbakanı Netanyahu ile beraber giren ABD Başkanı Trump, meşru bir dayanağı olmasa da, fiilen Dünya’nın en büyüğüdür.
Çünkü Milletlerarası camianın geri kalanı (İsrail hariç) bu fiilî durum karşısında çaresiz sessiz kalmaktadır.
Dünya’nın 2026’ya Trump’ın Venezüella’ya saldırmasıyla girmiş olması, 2026’nın tamamındaki muhtemel gelişmeler bakımından hiç de hayra alâmet değildir.
Venezüella’daki bu son gelişme elbette Türkiye’yi ilgilendirmektedir.
ABD’nin Venezüella’ya askerî müdahalesi BM Yasası’ndaki “Tüm üyeler, uluslararası nitelikteki uyuşmazlıklarını, uluslararası barış ve güvenliği ve adaleti tehlikeye düşürmeyecek biçimde, barışçı yollarla çözerler” ve “Tüm üyeler, uluslararası ilişkilerinde gerek herhangi bir başka devletin toprak bütünlüğüne ya da siyasal bağımsızlığına karşı, gerek Birleşmiş Milletler in Amaçları ile bağdaşmayacak herhangi bir biçimde kuvvet kullanma tehdidine ya da kuvvet kullanılmasına başvurmaktan kaçınırlar” şeklindeki temel ilkeleri hiçe saymıştır.
Bir kere, bu açıdan, ABD müdahalesi BM’nin kurucu üyelerinden Türkiye’yi ilke olarak ilgilendirmektedir.
Ayrıca, Türkiye ile Venezüella, Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Maduro arasında dostluk vardır. Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan Venezüella Devlet Başkanı Maduro’nun 8 Haziran 2022’deki Türkiye’yi ziyareti vesilesiyle yaptığı konuşmada “Venezuela'nın 15 Temmuz hain darbe girişiminin ardından Hükûmetimize ilk destek veren ülkelerden biri olduğunu ve Türkiye’nin de en zor ve sıkıntılı dönemlerinde Venezuela halkının yanında olduğunu” söylemiştir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Türkiye ile Venezuela arasındaki dostluğun, gerçek anlamda bir 'kara gün' dostluğu olduğunu, böyle bir dostluğun tezahürü olduğunu tüm dünyaya gösterdik” demiştir.
Dışişleri Bakanlığımız bugün (3 Ocak) yaptığı açıklamada, diğer hususlar meyanında, “Türkiye, Venezuela’nın istikrarına ve Venezuela halkının huzur ve esenliğine önem atfetmektedir. Mevcut durumun bölgesel ve uluslararası güvenlik açısından olumsuz sonuçlar doğurmamasını teminen tüm tarafları itidalli davranmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer vermiştir.