Sadık Çelik
[email protected]
Takvim Değişir, Peki Ya İnsan? 2026’nın Bize Gelişi
İnsanlık, yüzyıllardır aynı derste takılı kaldı: Güç ile adaletin, korku ile özgürlüğün, hırs ile vicdanın sınavı. Takvim yeni bir sayfaya dönüyor, bizse aynı imtihanın şıkları arasında…Yeni yıl, aslında kendimize tuttuğumuz aynanın adı. Bu yıl bizi kim yönetti? Korkularımız mı, hayallerimiz mi?
Toplumsal duyarsızlığın maliyeti - İfşa çağında ünlülere uyuşturucu operasyonları
Kimsenin fark etmediği bir sessizlik dolaşıyor ortalıkta. Gürültülü bir hayatın içinde, tam da kalabalığın en yoğun olduğu yerde beliren tuhaf bir boşluk… Sanki toplumsal hafızamız, acıyla, adaletsizlikle, haksızlıkla karşılaştığında devreye girmeyi hatırlamayan bir kas grubuna dönüşmüş.
Şaşırmanın eşiğinde, alışmanın kıyısında
Her sabah yeni bir şaşkınlığın eşiğinde uyanıyoruz. Geceden sabaha, akşam haberlerinden gece yarısı bildirimlerine kadar, hayatımız neredeyse aralıksız bir şaşkınlık akışına dönüştü. O kadar çok “Bu da mı olur?
Bu ülke gerçekten kimin?
Bu ülke, gerçekten hepimizin mi?Sokakta, kurumda, okulda, devlette, iş yerinde hep aynı ölçüt kullanılıyor sanki: “Bizden misin?” Cevap “hayır” ise bir eşik kapanıyor, bir hak gölgeleniyor, bir sınav anlamsızlaşıyor… Hayat, kendi doğal akışında değil, görünmez bir eleme mekanizmasının çizdiği...
Kötülüğün yeni yurdu
Psikoloji, hukuk, dinler ve gündelik ahlakın ortak ezberinde kötülük, bireyin içindeki karanlıkla açıklanır. “İnsan kötüdür” denir; kötülük insanın içindedir. Bugün ise kötülük dediğimiz, bireylerden taşarak sokağın nefesine, şehrin hafızasına, toplumun ortak ruhuna yerleşiyor.