“Yalnızlık bir ağacın kurgusudur”
Krepen pasajındaki Neşe meyhanesinde ansızın kavga çıktı. Bir kavgadan önce yaşanan ve onu körükleyen o küfürleşmeler, o karşılıklı el kol hareketleri, tehditler falan hiçbiri olmadı.
“Bir gün mahşer olur, divan kurulur…”
Soluk sarı renkteki kalın taş duvarları, dört köşesinde göğe doğru yükselen sivri kuleleri, uzanıp giden ışıksız pencereleri ile gün ışığında bile ürkütücü olan kışla, gecenin ilerlemiş saatlerinde daha da korkutucu bir hal aldı.
Büyükada’da bir akşam vakti
Aleksi Yorgo, “O saatten sonra ben adamlıktan çıktım. Sonunda işte bu çam ağacına geldim. Rüzgarlarda hala sallanıp dururum” diyordu boynunu bükerek…Büyükada’dayım. Akşamüstü. Gökte birazdan cam sicimi bir yağmur yağdıracak olan lacivert bulutlar. Ada tenha.
Yolcu
Aşk Vadisi”, yalnız cesareti değil teslimiyeti de imtihan eder. Bu vadiye varmak yalnızca ateşe yürümek değil, o ateşte kendini tanımaktır. Burada kaybetmek, bulmanın ilk şartıdır. Her kim bu vadiye adım atarsa bedeninde bir kıvılcım, kalbinde ise yangın taşır.
Güz geldi, hüzünlere ve yalnızlığa alışmalı
Günler kısaldı. Akşam erken iniyor. Yahya Kemal'i daha sık hatırlar olduk. “Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa” demlerindeyiz. “Yağmur giymeye” başladık artık. Renklerin parlaklığı kayboldu.