Kediler ve insanlar
Yıllar önce. Yalnız, yorgun ve iyice umutsuz günlerimden biri daha. Hangisi olduğunu şimdi çoktan unuttuğum bir yılın ama unutmadığım bir nisan ayının ilk haftaları. Hüzünlü bir akşamdan sonra saatler hızla geçmiş ve vakit gecelere dayanmış.
Hayatı bir romandı
Tarihin en kanlı savaşının en kanlı günlerinden biri. Anafartalar’da savaşanların cepheleri birbirlerine o kadar yaklaşmış ki, Türk ve İngiliz askerleri birbirlerine yüzlerini görerek ateş ediyorlar. Boğazdaki İngiliz ve Fransız ağır zırhlılarının topları aralıksız gürlüyor.
“Hamdım, piştim, yandım”
Taksiden indi. Tam karşısındaki görkemli binaya baktı. Kurşuni gökyüzü altında eflatun rengi daha da belirginleşmiş olan saraya benzer yapı, göğe doğru tırmanan katları ve yüzlerce kemerli penceresiyle, ürkütücü bir güzellik halinde oradaydı işte. Öteki binalara da baktı.
Aşktan başka neyimiz var ki?…
İkimiz için de kötü anıları olan o sokağa ıssız bir Rum akşamı çöktüğünde, uzak Cihangir’den iki kırlangıç uçardı. Parlayıp sönen iki çelik çizgisi Beyoğlu’na doğru tramvaylarla uzanırdı.
Oysa hiç karşılaşmamıştık
“İçerisi çok sıcaktı, biz çok küçük. Sokulduk birbirimize iyice ısındık, bekledik, büyüdük. Fazla büyüyünce daraldık, doğmak istedik. ‘Önce ben’, ‘Hayır ben’ diye kavga ettik. Birbirimizi tırmaladık. Evde şenlik var. Annemize bizimle birlikte yatabilmesi için büyük bir yatak alınmış.