Kısa bir hayattan kısa hikayeler
Hava karardı. Çamurlu küçük meydanda subaylar önde, erler arkada toplandılar. Her akşam olduğu gibi tek tek sayıldılar. Sesi fazla çıkmayan bir borazan, hüzünlü bir yat borusu çaldı. Öteki esir subaylarla birlikte, kendilerine ayrılmış tahta barakadan içeri girip yer yatağına uzandı.
Bir “Bolero’’ lütfen...
O Haziran gecesinde Paris sokakları cıvıl cıvıldı. Kestane ve ıhlamur ağaçlarının çiçeklerinden yükselen koku baş döndürüyordu. Parisliler, 1928 Haziranı’nın bu büyülü gecesinde Paris Opera binasını hınca hınç doldurmuştu. Heyecanlıydılar.
Ağladı ve ağlattı
Vapurdan indi. İskelenin hemen önünden başlayıp, döne kıvrıla evine doğru giden dik yokuşu tırmandı. Babadan kalma köşkün bahçe kapısından içeriye girdi. O anda da oğlunun ağlama seslerini duydu. Koşmaya başladı. Omuzlayarak ağır meşe kapıyı açtı. Oğlunun odasının önüne geldi.
Unutamadığımız o ilk karnemiz
Sararmış fotoğrafların, kenarları zımbalanmış soluk yeşil TCDD biletlerinin, üzerinde “ödenmiştir” damgası bulunan “Terkos Şehir Suyu” faturalarının, sonradan renklendirilmiş Boğaziçi fotografilerinin basılı olduğu kartpostalların, Bafra, Yeni Harman, Sipahi ve Gelincik sigarası kutularının,...
“Şiirimiz mor külhanidir abiler”
Aynada boyunbağını sıkılarken, göz ucuyla pencereden dışarıya baktı. Devlet kayıtlarında adı “lojman” olarak geçen bu tek katlı, iki odalı minicik evin bakımsız bahçesine ilişti gözü.